Kaydet
|

“Devletlû Sultan’ımız! Uzak şark diyarından ‘Çakır Vezir’ namında biri geldi. Yüksek katınıza maruzatları varmış.”

Lala, destûr istedi:

“Devletlû Sultan’ımız!

“Beri gel Lalam.”

“Uzak şark diyarından ‘Çakır Vezir’ namında biri geldi. Yüksek katınıza maruzatları varmış.”

Yıldırım Han üstün dehâsı, tecrübesi sayesinde ne olabileceğini az çok tahmin ettiyse de…

“Şimdiye kadar böyle telâşlı görmemiştim. Nedir bu hâl Lala?”

“Benim de tuhafıma gitti efendim. Telâşım ondan olsa gerek!”

“?!..”

“Gayet yorgun ve üzgünler! Fevkalâde mühim ve hususi şeylermiş anlatacakları Devletlû Sultan’ım!”

“!!!..”

Hakan, elinde olmadan bakışlarını uzak noktalara çevirerek sakalını sıvazladı. Bir müddet düşündü. Vazife ve mesuliyet verdiklerinden gelen iç ve dış haberlere göre memleketin hiçbir yerinde bir aksilik yoktu. Gördüğü, duyduğu kadarıyla her şey yolundaydı. Öyle mühim ve hususi şeyler ne olabilirdi? İçinden; “Fesübhânallah! Allah! Allah! Tövbe! Tövbe, estağfirullah!” çekti. İyice meraklanmıştı...

Sonsuz azaba göre, her çile olur rahat,

Acı duyulmaz, sanki edilir istirahat.

“Gelsin bakalım… Ne derdi varmış ve dahî kimmiş görelim?”

Padişahın hususi işlerini takip eden lala, kara kuru, biraz kambur, gök gözlü, saçı, sakalı uzamış, bıyıkları ağzına dolan bu davetsiz misafirinin önüne düşerek temiz, fakat loş aydınlık taşlıktan geçip koca mermer merdivenlerden çıktı. Misafir, sarayın her bir köşesine ağzı açık, hayran hayran bakıyordu elinde olmadan. Âdeta büyülenmiş gibiydi. Yerler, haşhaş tarlası gibi muhtelif desenli güzel Türkmen halıları, tavan ve duvarlar ise hat ve tezhip sanatının eşsiz levhalarıyla bezenmişti bir uçtan öbür uca kadar. Yastıklarına mor atlas perdelerin düştüğü sedirler, kırmızı kadife kaz tüyü şiltelerle döşeliydi. Kafeslerden sızan güneş hüzmeleri odalardaki aynalarda ışık oyunlarına dönüşüyor; duvarlar, tavan esrarlı bir hâl alıyordu âdetâ. “Kendimi bir rüyanın içinde sanıyorum!” diye söylenerek huzura giren Çakır Vezir, yerlere kadar eğilip el etek öptükten sonra:

“Âh cihanın âdil hükümdarı, korkunç bir felâkete düçar olduk. Evimizi, barkımızı yakıp yıktılar!”

“Kim?”

“Mahv-ı perişan etti bizi Timur denilen barbar!”

“Lütfen tane tane anlatın. Acele etmeyin!”

“Kusuruma bakmayınız Devletlû Efendimiz… Telâşım korkumdan ve çektiğim acılardandır…”

“!!!”

“Önüne ne çıkarsa alıp götüren tufan gibi peşimiz sıra geliyor it sürüsü. Zar zor canımızı kurtardık… Şimdi de zât-ı şahânelerinin gücünü, kuvvetini, adâletini ve hâkimiyetini hiçe sayarak mamur ve müreffeh memleketinize girdi edepsizce! Pis ayakları, kanlı elleriyle bu huzur beldesini kirletti. Siz Hakan’ımızı da açıkça tehdit ediyor aklınca!..”

“!!!”

Sultan, memleketin her işine vâkıftı. Konuşulanlara hayret etti. Görünürde bir savaş, kıtlık, isyan, zelzele, yangın, sel yoktu. Kara şahâne gözlerini, çivit mavisi gözlerine dikti gelenin. Uzun uzadıya süzdü. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.