Kaydet
|

Amerika Birleşik Devletleri’nde ara seçimler, başkanlık döneminin ortasında seçmenin sandıkta ortaya koyduğu siyasi iradenin önemli bir göstergesidir. Bu seçimler yalnızca Kongre’deki güç dağılımını değil, Beyaz Saray’ın önündeki siyasi tablonun seyrini de belirler. Ancak bazı sonuçlar vardır ki sandalye hesaplarının çok ötesinde anlam taşır.

3 Kasım’da yapılan ara seçimlerin ardından dikkat çeken isimlerden biri Abdul El-Sayed oldu.

Michigan’da Cumhuriyetçi Mike Rogers’ı mağlup eden Demokrat aday El-Sayed, ABD tarihinde Senatoya seçilen ilk Müslüman oldu. Ocak 2027’de yemin ederek görevine başlayacak. Böylece Amerikan siyasetinin en önemli karar mekanizmalarından birinde ilk kez Müslüman bir senatör yer alacak.

Bu gelişmeyi yalnızca bir seçim başarısı olarak değerlendirmek eksik kalır. Zira bir insanın kazandığı siyasi makam, bazen kendi başarısının ötesinde toplumsal hafızanın, temsil anlayışının ve değişen siyasi dengelerin de göstergesine dönüşür.

Tarihsel sürecin yeni bir aşaması...

Amerikan siyasetinde farklı inançların, kültürel kimliklerin ve göçmen kökenli toplulukların yönetim mekanizmalarında yer edinmesi uzun bir mücadelenin konusu oldu. El-Sayed’in Senatoya girişi, bu tarihsel sürecin yeni bir aşamasını temsil ediyor.

Ancak onun hikâyesini önemli kılan yalnızca Müslüman kimliği değil. Aynı zamanda Demokrat Parti içindeki yerleşik dengelere meydan okuyarak siyasi yükselişini gerçekleştirmesi.

Mısır kökenli bir ailenin çocuğu olan El-Sayed, doktor ve eski bir kamu sağlığı yöneticisi. Demokrat Parti ön seçimlerinde parti yönetiminin desteklediği Haley Stevens’ı geride bıraktı. Ardından genel seçimde Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında zafer kazandı.

Bu süreçte yalnızca siyasi rakipleriyle yarışmadı. Amerikan siyasetinde büyük sermayenin, milyarlarca dolarlık lobi faaliyetlerinin ve kimlik üzerinden yürütülen kampanyaların etkisiyle de karşı karşıya kaldı...

Özellikle İsrail yanlısı lobi kuruluşu AIPAC’ın Demokrat Parti ön seçiminde kendisine karşı yaklaşık 30 milyon dolarlık harcama yapması dikkat çekti. Buna rağmen adaylığını kazanarak genel seçime girdi ve Michigan seçmeninin desteğini aldı.

Burada asıl üzerinde durulması gereken nokta, siyasi rekabetin hangi şartlarda yürütüldüğü. Bir adayın karşısında güçlü lobi kuruluşlarının ve büyük finansal kaynakların bulunması, Amerikan siyasetindeki güç ilişkilerini yeniden gündeme getiriyor. El-Sayed’in bu baskılara rağmen seçimleri kazanması da seçmenin yerleşik siyasi dengeler karşısında farklı bir tercih yapabildiğini gösteriyor.

Elbette bir adayın Müslüman olması, bütün Müslümanların siyasi görüşlerini temsil ettiği anlamına gelmez. El-Sayed bir Demokrat siyasetçi. Kendi ideolojik tercihleri, ekonomik politikaları ve siyasi öncelikleri var. Onun her görüşüne katılmak zorunda değiliz. Fakat bir siyasetçinin inancı, adı veya ailesinin geldiği coğrafya demokratik temsil hakkının önünde engel olmamalı. Değerlendirme, ortaya koyduğu fikirler ve seçmenine karşı sorumluluğu üzerinden yapılmalı.

El-Sayed’in kampanyasında Gazze ve İsrail politikası da önemli bir yer tuttu. İsrail’e şartsız askerî yardımın sona ermesini savundu. Amerikan kaynaklarının sağlık, eğitim ve altyapı gibi ülke içindeki ihtiyaçlara ayrılması gerektiğini dile getirdi. Gazze’de yaşanan insani yıkıma yönelik sert eleştiriler getirdi.

Bu söylemin Amerikan seçmenindeki karşılığını yalnızca dinî veya etnik aidiyetle açıklamak mümkün değil. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail’e verilen desteğin sorgulanması, Gazze’deki insani dramın kamuoyunda meydana getirdiği tepki ve savaşların ekonomik maliyeti de bu siyasi atmosferin parçaları.

ABD’nin İran’la savaşı ve bunun Amerikan ekonomisine yansımaları da seçim gündeminin önemli başlıkları arasında yer aldı. Hayat pahalılığı, enerji fiyatları ve dış politikada izlenen tercihlerin iç siyasete etkisi sandıkta karşılık buldu.

Demokratların Kongre'nin iki kanadında da çoğunluğu elde etmesi, bu değişimin kurumsal boyutunu ortaya koydu. Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi ve Senatodaki üstünlüklerini kaybetti. Reuters’ın seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmesine göre Demokratlar Senatoda en az 54 sandalyeye ulaştı, Temsilciler Meclisi’nde de en az 30 sandalye kazandı. Teksas ve Kansas gibi Cumhuriyetçilerin geleneksel kalelerinde yaşanan değişim de ayrıca dikkat çekiciydi.

Trump’ın seçim kampanyası sırasında El-Sayed’in Müslüman kimliğini hedef alan ifadeler kullanması, yarışın bir başka dikkat çekici yönüydü. Buna rağmen Michigan seçmeni tercihini yaptı. El-Sayed’in zafer konuşmasında farklı inanç gruplarına teşekkür etmesi de toplumun çoğulcu yapısına yaptığı vurgunun bir parçasıydı.

Burada tarihsel bir ayrıntıyı da hatırlatmak gerekiyor. Müslümanlar Amerikan siyasetinde ilk kez El-Sayed ile temsil edilmiyor. Daha önce Kongre'de görev yapan Müslüman temsilciler de oldu. Ancak Senato, Amerikan siyasi sisteminde kendine özgü tarihsel ve kurumsal ağırlığı bulunan bir kurum. Bu nedenle ilk Müslüman senatörün seçilmesi ayrı bir önem taşıyor.

Peki bundan sonra ne olacak?

El-Sayed’in Senatodaki tutumu özellikle İsrail’e askerî yardım, Filistin meselesi, İran politikası ve Amerikan dış politikasına ilişkin tartışmalarda yakından izlenecek. Ancak tek bir senatörün varlığıyla Washington’ın bütün dış politika çizgisinin değişeceğini düşünmek gerçekçi olmaz. Amerikan dış politikası Başkanlık makamından Kongre'ye, güvenlik bürokrasisinden stratejik ittifaklara kadar birçok unsurun etkisiyle şekilleniyor.

Bununla birlikte Senatoda artık farklı bir sesin bulunması küçümsenecek bir gelişme değil. Siyasi temsil, her zaman doğrudan politika değişikliğiyle başlamaz. Bazen önce bir meselenin konuşulma biçimini, gündeme taşınan konuları ve söz sahibi olan aktörleri değiştirir.

Benim bu seçimlerden çıkardığım sonuç da tam olarak bu. Amerikan demokrasisinin geleceğini yalnızca Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasındaki sandalye hesabına bakarak anlayamayız. Toplumun değişen yapısını, seçmenin yeni beklentilerini ve siyasi kurumların bu değişime ne ölçüde alan açtığını da takip etmeliyiz.

Abdul El-Sayed’in Senatoya seçilmesi, Amerikan siyasi tarihine bu açıdan önemli bir not düştü. Şimdi asıl mesele, bu tarihî başlangıcın nasıl bir siyasi temsile dönüşeceği ve Washington’daki karar mekanizmalarında ne ölçüde karşılık bulacağı...

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.