Kaydet
|

Bazı fikirler vardır ki bir insanın ömrüne sığmaz. Söylendiği çağın kabuğunu kırar, nesilden nesile bir meşale gibi taşınır ve gün gelir, tam da o anın en büyük ihtiyacına dönüşür... İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” ülküsü tam da böyle bir fikir.

O, haritada birbirine uzak düşmüş coğrafyalarda yaşayan insanların yalnızca aynı dili konuşmasını değil; aynı idrakle düşünmesini ve ortak bir geleceğe yürümesini hayal ediyordu.

Gaspıralı’yı büyüleyici kılan şey, bu birliği sadece romantik bir temenni olarak bırakmamasıydı. Eğitimi, medyayı, dili ve zihinsel uyanışı geleceğin inşası için en temel harç saydı. Çünkü çok iyi biliyordu ki; birbirini tanımayan, sesini duymayan, aynı dert üzerine kafa yormayan toplulukların ortak bir kaderi imkânsızdır.

Onun rüyası, köklerinden kopmadan çağın tüm imkânlarını avucunun içine alan, kendi medeniyet iddiasını yeniden ayağa kaldıran bir Türk dünyasıydı...

İşte tam da bu yüzden, Ankara’da bugün gerçekleşen Türk Devletleri Teşkilatı buluşmasına, bu tarihî pencereden bakmalıyız. Cumhuriyetimizin 103’üncü yılında Türkiye’nin ev sahipliğinde bir araya gelen liderler, sadece takvim yapraklarındaki mutat bir zirveyi tamamlamıyorlar. Asırlar önce Gaspıralı’nın işaret ettiği o büyük fitilin, bugün değişen dünya şartlarında nasıl ete kemiğe bürünebileceğini gösteriyorlar.

Kardeşlik güzel şey, peki ya stratejik güç?

Kabul edelim; dünya alıştığımız dengelerin çok ötesinde, âdeta yeniden kuruluyor. Artık gücün tanımı değişti; enerji kaynakları, ticaret yolları, ulaştırma ağları, yapay zekâ ve kritik teknolojiler oyunun kurallarını yazıyor. Ukrayna’daki savaş, Orta Doğu’daki krizler, Kafkasya’daki barış arayışları...

Hepsi Avrasya’nın coğrafi değerini altın değerine dönüştürdü.

Ve bizim Türk devletleri olarak üzerinde oturduğumuz coğrafya, bu küresel satranç tahtasının tam merkezinde yer alıyor.

Türkiye’den başlayıp Azerbaycan’a uzanan, Hazar’ı aşıp Kazakistan’a ve Orta Asya’ya bağlanan o hat var ya; işte o hat, Asya ile Avrupa arasında âdeta can damarı niteliğinde.

Adına Orta Koridor dediğimiz bu güzergâh, sadece trenlerin geçtiği demir yollarından ibaret değil; üretimin, ticaretin, enerjinin ve teknolojinin akacağı devasa bir stratejik damar.

Fakat ellerimizi ovuşturup durmaktan öteye geçmemiz lazım. Haritada birbirine yakın durmak, ekonomik bütünleşme için yetmiyor maalesef.

Hazar geçişlerindeki kapasiteyi artırmadan, gümrük çilelerini bitirmeden, dijital sistemleri birbirine uyumlu hâle getirmeden o koridorların kapısını tam anlamıyla açamayız...

Fırsat ayağımıza kadar geliyor gelmesine ama fırsatın kendisi başarı değil asıl başarı, o fırsatı ortak bir akılla işleyebilme iradesidir.

Bu büyük yürüyüşten bahsederken Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiyi ayrı bir yere koymak zorundayız.

Hani o dillere pelesenk olan “Bir millet, iki devlet” sözü var ya; o sadece duygusal bir teselli değil, tecrübeyle, siyasi iradeyle ve Şuşa Beyannamesi’yle çelikleşmiş bir müttefikliğin ta kendisidir.

Bakü-Tiflis-Kars demir yolundan tutun da enerji hatlarına kadar her adım bu kardeşliği somutlaştırdı.

Karabağ’ın özgürlüğe kavuşmasıyla birlikte Güney Kafkasya’da yepyeni bir sayfa açıldı. Şimdi asıl imtihan, bu yeni dönemi kalıcı bir barışa ve bölgenin refahına dönüştürebilmekte. Ermenistan ile yürütülen barış süreçleri, Zengezur gibi bağlantı yolları tartışılırken meseleye hep hakkaniyetle, tarafların meşru çıkarlarını gözeterek yaklaşmak gerekiyor. Kalıcı barış dayatmayla değil, adil bir düzenle gelir.

Gelin biraz da gerçekçi olalım. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan... Her birinin dış politika dengeleri, ekonomik öncelikleri, güvenlik kaygıları elbette bire bir aynı değil. Türkmenistan’ın kendine has tarafsızlık politikası var.

Eğer biz "Herkes bizimle kelimesi kelimesine aynı düşünecek" diye düşünürsek duvara çarparız. Marifet, bu farklılıkları yok saymak değil; farklı düşüncelere rağmen ortak çıkar masasında birlikte kalabilmeyi becerebilmektir.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın kalıcı olabilmesi için sadece bildiriler yetmez. O bildirileri hayata geçirecek güçlü kurumlara, işleyen mekanizmalara ve her gün bu işi takip eden uzman kadrolara ihtiyacımız var. Siyasi irade liderlerden gelir ama onu kalıcı kılan bürokratik ve kurumsal kapasitedir.

Gaspıralı’nın "işte birlik" çağrısını sadece demir yollarına ya da petrol borularına sıkıştıramayız.

Bu işin asıl sahipleri gençlerimiz. Üniversitelerimiz arasında köprüler kurulmadıkça, diplomalarımız ortak bir değer görmedikçe, ortak tarih bilinci yeni neslin kalbine inmedikçe bu iş yarım kalır. Yapay zekâdan siber güvenliğe, uzay teknolojilerinden yenilenebilir enerjiye kadar ortak akıl üretmek zorundayız. Türk dünyasının genç beyni ve enerjisi birleştiğinde karşısında durulabilecek hiçbir güç yoktur!

Türkiye'nin üstlendiği dönem başkanlığı, işte bu hayalleri masadan indirip hayata geçirmek için eşsiz bir fırsat. Sözü uzatmadan, adımları sıklaştırarak ilerleme vakti.

Dilde birlik birbirimizi anlamaksa, fikirde birlik birlikte düşünmekse; işte birlik de artık bu rüyayı gerçeğe, yani esere dönüştürmektir.

Tarih bize devasa bir hafıza bıraktı. Onu geleceğe taşıyacak olan ise bizim aklımız, emeğimiz ve kararlılığımızdır.

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.