Kaydet
a- | +A

Birkaç yıl evveldi; -''96 olabilir- o günkü gündem gereği bir "Entelektüel Boyut Programı"nda delege sistemini işleyecektik. "Delege" bugün olduğu gibi o gün de tabanla alakalı bir olaydı. Partilerin il başkanlarını davet kararı aldık. Bir kişi daha davet edecektik. Bu konuk delege sisteminin bozukluğundan ziyan görmüş bir siyasetçi olmalıydı. Yıldırım Akbulut''u hatırladık...

Delege gadrine uğrayarak ANAP Genel Başkanlığı''nı kaybetmişti. Hatta şimdi tam hatırlayamıyoruz, galiba o sırada milletvekili de değildi -bize göre- bir mağdurdu. Sekreteryasına; daha doğrusu Ankara''daki ticarethanesine -o sırada oto yazıhanesi vardı- lazım gelen malumatı bıraktık ve programa iştirak edip etmeyeceğinin kendisine sorulmasını rica ettik. Aldığımız haber müsbetti. Ön hazırlığımızı yaptık. Gazete haberleri ve televizyon tanıtım filminde iştirakçiler meyanında Yıldırım Akbulut''u da zikr ediyorduk. Programın yayınlanacağı akşamı diğer misafirlerimiz birer ikişer gelirken bir sistemin yanlış işlemesinden dolayı kendisini mağdur olmuş gördüğümüz Yıldırım Akbulut görünürlerde yoktu. O dakikaların uzunluğunu bilen bilir... Bekledik; isimler tamamlandı. Akbulut görünürlerde yoktu. Aramalarımız sonucu araba telefonundan ulaşma imkânı bulduk; yoldaydı. Derken yayın ânı geldi. Stüdyoya girdik. Programı açtıktan sonra konukları tanıttık. Yıldırım Akbulut''un da yolda olduğunu ve biraz sonra O''nun da bizimle olacağını duyurduk. Hakîkaten program başlayıp ilk konuşmacılar söz aldıklarında kamera onlarda iken prodüktör arkadaşımız, biraz da bizi rahatlatmak için Akbulut''un geldiğini ve makyaj odasında olduğunu bildirdi. Derin bir nefes aldık. Birkaç dakika sonra aynı arkadaş, görüntüde olmadığımız bir açıyı kollayarak tekrar geldi. Verdiği haber şaşırtıcıydı: -Efendim; Yıldırım Akbulut, programa iştirak etmeyeceğini söyledi; gidiyor. Fısıltı ile konuşuyorduk: -Niçin? "-Ben Başbakanlık yapmış bir adamım. İl başkanları ile aynı masaya oturamam" diyor. -Az sonra reklam arası vereceğiz; lütfen birazcık beklesin sebebini izah edeceğiz, dediysek de Akbulut''un makyajını sildirerek veya yaptırmadan çekip gittiğine dair bilgi gecikmedi. Program devam ediyordu. Konuşmacılar tartışıyorlardı. Biz, renk vermemeye gayret ederken aynı zamanda iki şeyi düşünüyorduk. Birincisi Akbulut''un kendisinin dahi bilmemesine rağmen O''na iyilik yapma niyetimizi, ikincisi O''nun da bir zamanlar il başkanı olduğunu. Hem de hem AP hem ANAP Erzincan İl Başkanlığı yapmıştı. Ne zaman Yıldırım Akbulut mevzuu olsa bize bir canlı yayında zor ânlar yaşatan bu hadiseyi hatırlarız... Yıldırım Akbulut, ANAP''ın 1983 seçimlerini kazanması ile parlamentoya girdi. TBMM Başkanı oldu. Turgut Özal''ın Çankaya''ya çıkması üzerine de Başbakan seçildi. Temiz bir Anadolu evladıydı. İşte bu temizlik ve kaynak, bazı köksüz basın organlarının huylarını depreştirdi. Önce lisan bilmediğini bir kusur olarak yazdılar. Daha ağır kusur olarak da Erzincan''da Sebze Hali Müdürlüğü yaptığına dair manşetler attılar. Yıldıramadılar. Korkutup, ürkütüp kaçırmak, en azından iş yapamaz hale sokmak istiyorlardı. Sonra hakkında asıllı-asılsız fıkralarla gülünç hale düşürmek istediler. Aynı kimseler, daha sonra O''nun ne kadar dürüst ve namuslu olduğunu ikrar etmek zorunda kalacaklar; fakat Akbulut, o esnada bütün makamları kaybetmiş bulunacaktı. ANAP Genel Başkanlığı''nı kaybetmesi ise merhum Turgut Özal''ın vefasızlığı ile oldu. Kongre İstanbul''da yapılıyordu. ANAP''a genel başkan seçilmekteydi. Özal ve hanımı, Harbiye Orduevi''nde mevzilenmiş, kapalı devre tv yayını ile seçimin içindeydiler. Özal''ların desdeklediği isim Mesut Yılmaz''dı. Yıldırım Akbulut ve Hasan Celal Güzel birbirlerine sekte vurdukları, Özal da diğer tarafda yer aldığı için Yılmaz kazandı. Akbulut''un sadakatine mukabil Mesut Yılmaz bir zaman sonra usuldan usula Turgut Özal''ı dışlayıp kendisi olarak görünmeye başladı. Bu, merhumun ifadesi ile büyük hatalarından biri idi... Yıldırım Akbulut''la yüz yüze ilk tanışmamız 1993 güzünde oldu. TGRT''de programa davet etmiştik. Güneydoğu feci haldeydi. Kan müthişti. İnsanlar moral kaybediyordu. İki eski Başbakanı davet ederek mes''eleyi cesaretle enine boyuna tartışmayı planladık. Yıldırım Akbulut ve Bülent Ecevit''i düşünmüştük. Geldiler. Son derecede keyifli bir program oldu. Yayında biz ve bütün Türkiye gördü ki bir kısım gazetelerin bir şey bilmez olarak lanse edip ufalayıp yok etmek istedikleri Akbulut, hadiselere son derecede vakıf, malumatlı, ciddi, ağırbaşlı bir devlet adamı idi. O program aynı zamanda TGRT açısından da iki yeni adımdı. Bir tartışma programı ilk defa canlı yayınlanıyordu. Ve o seviyede misafirler ilk defa stüdyomuza giriyorlardı... Yıldırım Akbulut, Anadolu''nun bir köşesinde il başkanı olarak başladığı siyasete, milletvekili olarak devam edip TBMM Başkanlığına, Başbakanlığa kadar yükselen, vefasızlık ve haksızlıklar sonucu makamları birer birer kaybeden bir şahsiyet. Makamları kaybetti ama iki şeyi daima muhafaza edebildi: Sabır ve terbiye. Partisinden hiç kopmadı. Yerine seçilen lideri rahatsız etmedi. Polemiklere girmedi. Medyatik olmadı. ''Benden sonra tufan'' basitliğine düşmedi. Kimseyi kınamadı. Kısacası kendisi ve partisi açısından fitneye fırsat vermedi. Sıfırdan zirveye yükseldi. Düştü. Unutuldu.

Bugün sabır ve terbiyesi ile yıldızı tekrar parladı. Yarın kendisine vefasızlık yapılan makama da yükselirse bu, O''nun intikamı değil, kaderin ibretamiz bir cilvesi olur. Mevlam görelim neyler...