Kaydet
a- | +A

Genelleme yaparak toptan muhalefet etmenin ne kadar hatalı olduğunu öğrendiğimizde bazen köprülerin altından çok su akmış oluyor. 27 Mayıs 1960 darbesinden dolayı bu darbeden sonra yapılan 1961 Anayasası ile birlikte hayatımıza giren bir çok müesseseye de dost olamıyorduk. Onların zararlı olduğu inancındaydık Arkasında kasıt var diyorduk. Anayasa Mahkemesi de 1961 Anayasası ile hayatımıza dahil olmuştu. ''60 darbesinin lağvettiği 1924 Anayasasında böyle bir müessese yoktu. Şöyle düşünüyorduk: -Darbecilerle müttefiki CHP''liler TBMM iradesinin üzerinde bir üst irade oluşturmak için böyle bir mahkeme ihdas ettiler. Kanlı darbe, peşin hükümlere yol açmıştı. Özellikle de gençler üzerinde. Hatta Anayasa Mahkemesi''ni sorgulayan TV programı bile yaptık. Programa davet ettiğimiz güvenilen hukuk hocalarının adı geçen mahkemenin lüzumuna dair görüşleri bizi şaşırtmıştı.

Halbuki bugün şu fikirdeyiz: Eğer, 1924 Anayasasında da Anayasa Mahkemesi diye bir müessese olsaydı belki de şu 16/17 Eylüller iki bakanla bir başbakanın asılma tarihleri olmayacaktı. En kötü mahkeme hiç mahkeme olmamasından iyidir. En kötü kanun kanunsuzluktan evladır. Bugün Anayasa Mahkemesi 40''ına yaklaşıyor. Bu kadar müddettir ülkenin birinci dereceden meselelerine dair kararlar vermekte. Bakınız Fazilet Partisi mahkemededir.

Hakkında Anayasa Mahkemesi''nde kapatma davası açılmıştır. Muhtemelen önümüzdeki ay da bir karara varılacaktır. Diğer yandan... Aynı parti Anayasa Mahkemesi''ne giderek "Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dâvâ ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun"un "...basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçları ile işlenmiş olup..." şeklindeki cümlesinin iptali ile yürütmenin durdurulmasını istedi. Mahkeme, böyle bir düzenlemeyi Anayasa''nın 2. maddesindeki hukuk devleti ve adalet anlayışı ile 10. maddesindeki kanunlar önünde eşitlik ilkelerine aykırı buldu. Ve kanunî bir boşluk doğmaması için de parlamentoya yeni bir düzenleme yapılması için bir yıllık bir süre tanıdı. Kararın gerekçesi henüz kaleme alınmış değil. Önümüzdeki günlerde yazılıp Resmi gazetede yayınlanacak. Özü belli; yukarıdaki ifade. Sizin anlayacağınız bir basın mensubu ile herhangi bir vatandaş söz gelimi bir siyasetçi arasındaki fark kaldırılıyor. Nutuk kürsüsünden görüşünü söyleyenle sütununda inandıklarını yazan, ekranda konuşan arasındaki ayrıcalık siyasetçi ve benzer konumdaki herkes için düzeltilecek Veya medya mensubu da lalettayin vatandaşla eşitlenecek. Dolaylı... Direkt... Kim ne kadar istifade eder? Meclis düzenleme yapar mı, yoksa bilerek mi boşluk bırakır?

Bunlar ikinci dereceden konular. Mühim olan mahkemelerin varlığı. Hukukun üstünlüğü ve hakim teminatı. Görülmesi gereken bu. Davalı bir partinin kendi muhakeme edildiği yerde dâvâ açıp iptal kararı elde etmesi az şey değil. Anayasa Mahkemesi lüzumluymuş. Sulh Hukuk Mahkemesi''nden Anayasa Mahkemesi''ne kadar hiçbir adli kurumun üzerine leke bulaşmaması gerekir. En büyük titizlik de mahkeme mensuplarından bekleniyor. Hele hele savcılardan. Bazı yüksek mahkeme savcılarının asabi tavırları sadece kendilerine değil adalete de Türkiye''ye de zarar vermekte.