Kaydet
a- | +A

ABD Başkan Bill Clinton, kelimenin tam mânâsı ile şaşırtıyor.

İlk sıcak dostluk mesajlarını daha Washington''da iken verdi. Önemli bir vurgulamaydı ve belkemiğini şu cümle teşkil ediyordu: -Yirminci yüzyılda dünyadaki belirleyici rolü Osmanlı İmparatorluğu oynamıştır. Bu rolü, yirmibirinci asırda oynayacak ülke ise Türkiye''dir. Başkan Clinton''ın sıcak mesajları Ankara ziyaretinde de devam etti. -Yanınızdayım, her konuda yardımcı olmaya hazırım. İşte bu üslup, bu ifadeler şaşırtıyor. O yüzden ''80 öncesinde kalmış havsalası dar bazı tutucu yurtseverler, Ankara sokaklarına dökülerek birtakım bayat sloganlarla ziyareti protesto ediyorlar. Bir misafir devlet adamı aleyhine atılan bu çığlıklar acaba bize ne kazandıracaktır? İşte kafalardaki sual:

Başkan samimi mi? Evet samimi... Bill Clinton, Türkiye''nin yerini, önemini ve rolünü iyi tartıyor. Türkiye, hakîkaten köprü mevkiinde. Ortaasya-Balkanlar-Kafkasya-Akdeniz havzasındaki güç dengesi Türkiye''dir. Bu Türkiye, Müslüman olduğu halde İran''dan tamamen farklıdır. İsrail''le münasebetleri akılcı çizgide sürmektedir. Arap dünyası ile dosttur. Kuzey Irak''ta şuurlu adım atmaktadır. Rusya ile yakınlıklar içindedir. Türk Cumhuriyetleri üzerinde nüfuz sahibidir.

Başkana göre bu ve benzeri sebeplerden dolayı Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne girmesi lazım.

Clinton''ın memleketimize verdiği ehemmiyet, ziyaretler zinciri takip edildiğinde kendiliğinden anlaşılacaktır. Türkiye ziyareti, AGİT münasebeti ile planlandı. Ancak, bu ziyaret, Yunanistan''daki gösteriler sebebi ile öne alındı. Gözden kaçmaması gereken temasların AGİT toplantıları ve İstanbul''la sınırlı kalmamasıdır. İlk defa bir Amerikan Başkanı Türkiye''de beş gün zaman ayırıyor. Ayrıca; Ankara temasları başlıbaşına bir ziyaret hüviyeti kazanmıştır. Dün, Demirel, Ecevit, Akbulut''la görüştükten sonra TBMM''de kısa sayılmayacak bir konuşma yaptı. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı''nı ziyaretleri de uzun sürmüştü...

Başkan''a eşi ve kızının refakat etmesi de tesadüfî değildir. Onlar da Türkiye''ye farklı bir açıdan dostluk gösteriyorlar. Öyle anlaşlıyor ki Bill Clinton Türkiye''nin istikbaldeki rolüne samimiyetle inanmış bulunuyor.

Nitekim TBMM''deki konuşmasında da Türkiye''yi "bölgesel büyümenin motoru" olarak takdim etti. Önümüzdeki bin yılın şekillenmesinde rol oynayacağımızı tekrar vurguladı. Bay Clinton''ın dün TBMM''de yaptığı konuşma, 1863''ten gelecek asırlara uzanan tarihi bir değerlendirmeydi. Ve bir çok cümle bir Türk milliyetçisinin kaleminden çıkmışcasına bizdendi. Clinton, iki ülkenin Kore''den Kosova''ya uzanan yarım asırlık dostlukta bütün imtihanları verdiğini dile getirirken herhalde dostlarına gösterdikleri vefayı da hatırlatmak istiyordu. Cihan Devleti''nin Başkanı dün Türkiye''de idi, Ankara''da idi ve TBMM''de konuşuyordu. Dün, dünyanın siyâsî ağırlığı Ankara''da idi. Bill Clinton, konuşmasında Atatürk''e, Kennedy''ye, Turgut Özal''a, Demirel''e, Ecevit''e atıflar yaptı. İslam âlemini ve oradaki yerimizi, Ortadoğunun mes''elelerini, oradaki etkimizi, Ege''nin iki yakasındaki milletlerin problemlerini, AB''yi ve AB ile ilişkilerimizi vs tasvir etti. Petrolden, Kürt asıllı vatandaşlarımıza, insan haklarına, yazarların serbestçe yazabilme hürriyetlerine, işkenceye, kadın haklarına kadar bir çok mevzuya eğildi. Şu dedikleri ise olağanüstü önemdeydi: -Avrupa, sadece bir coğrafya ismi değildir. Avrupa aynı zamanda bir fikirdir. Bu fikrin doğu hududu yoktur. Hürriyetlerin gittiği yere kadar gitmektedir.

Başkan Bill Clinton, dün kendi meclisimizde kendimize ayna tuttu. Verdiği son mesajsa unutulmayacak kıymettedir: -Sizin çabanızla, Türkiye, dünyanın ilham kaynağı olabilir. Clinton''lar ailece samimiyet sergiliyorlar. Türkiye, daha AGİT başlamadan yüksek moral buldu. Zelzele ile öne düşen bakışlar yeniden ileriye döndü.

Türk Milliyetçiliğinde doğan boşluğu Bill Clinton dolduruyor. Ne kadar ilginç.

Bugünler unutulmayacak, zelzelesi ile, AGİT''i ile, Başkan''ın konuşması ile. Sokaklarda bağıranlar, "burası sömürge ülkesi mi ki TBMM''de konuşacak?" diye diklenen ufuksuzlarsa en geç üç gün sonra hatırlanmayacaklar.