Kaydet
a- | +A

Basında Perşembe günkü manşetler ortaktı.

Hepsi de hükûmetin aldığı ekonomik tedbirleri desdekleyerek haber yapıyorlardı:

"Krize neşter", "Ekonomiye nefes", "Hayat öpücüğü", "Herkes memnun", "Paket memnun etti", "Cesur start".

Manşetler, alt ve üst satırlarla ayrıca mutluluk mesajları veriyordu:

"Beklenen ekonomik paket nihayet açıklandı", "Yeni vergi paketi piyasayı rahatlattı", "Hükûmet, iş dünyasının bütün taleplerini yerine getirdi", "22 Temmuz kararları", "Ekonomideki durgunluk ihracatla aşılmaya çalışılacak"...

Ayrıca alınan kararlarla muhtemel neticeleri de benzerdi:

"Mali milat uygulaması üç yıl ertelendi", "Emlak vergisinde yeniden beyan şansı tanındı", "Kurumlar için geçici vergi yüzde 20 indi", "Paket, tasarruf sahibinden evsahibine, ihracatcıdan küçük esnaf ve sanayiciye kadar geniş kesimleri ilgilendiriyor", "Vergiden turizme kadar bir çok alanda yeni düzenleme geliyor."

"Mali milat yüzünden Türkiye''den kaçan para dönecek", "Beyan zorunluluğu kalktığı için TL. mevduatı artacak", "Dövize ve yastık altına kayan para, sisteme dönecek", "Emlak ve dolayısıyla inşaat piyasası hareketlenecek", "Otomobil satışları artacak, piyasa canlanacak", "Tüketici kredisi ucuzlayacak, piyasa hareketlenecek"...

Bunlara kim sevinmez?

İsmine 24 Ocak kararlarına kinaye yapılarak "22 Temmuz Kararları" dense bile neticede Başbakanın bizzat deklare ettiği tedbir bir rücû tasarrufudur. Rücû edilen yanlış kararları, aynı kadrolar almış olsa bile hatadan dönülmesi ülke çıkarları için isabetli olmuştur. Mali miladın üç yıl ertelenmesi ise siyâsî bir manevradır ve kabili tatbik olmadığının göstergesidir.

Bu kararların yarısının hayat bulması bile Türkiye''ye nefes aldıracaktır.

22 Temmuz Kararları, Bülent Ecevit Hükûmeti''nin karnesindeki ''iyi not''tur.

Fakat aynı Hükûmet, ismine bir bakıma ''Pişmanlık Kararları'' da denebilecek ekonomik tedbirleri açıkladığı günlerde iki de ''kötü not'' aldı:

Kur''an-ı kerîm eğitim ve öğretimi konusunda maalesef sadece yaz tatili imkânı kalmıştı.

Şimdi ona da yaş sınırlaması mecburiyeti getirildi.

İlköğretimin beşinci sınıfını bitirip 12 yaşını geçmemiş bir çocuk, velisi rıza gösterse bile Kitabını öğrenme şansına sahip değil.

Hükûmetin gelecek yaza kadar hayatî önemdeki bu mes''eleye bir çare bulması şart olmuştur. Öyle bir çare olmalı ki ''yaz'' diye mevsime ve ''12 yaş'' diye zamana bağlayan her iki sınırlama da kalkmalıdır

Diğer ''kötü not''sa Emek Platformu''nun taleplerine cevap verilememesidir.

Pazarlıklarla, orta yolu yakalamakla memur ve işçi ile uzlaşmak mümkün olabilirdi. Ekonomik tedbirlerle işveren sevindirilip işçi ve memura ''ne halin varsa gör'' dercesine katı bir tutum içine girmek doğru değildir. Memur, bu maaşla geçinemiyor. Açlık sınırında. İşçi de haklı olarak ölümüne yakın emekliliği istemiyor. Yoksa son 20 yılın en büyük mitingi gerçekleşebilir miydi? Memura dengeli bir zam, işçiye de kademeli emeklilik artışı getirilmelidir. Bu kadar tavizsiz tutum fazla.

O halde... Vaziyet şudur:

22 Temmuz Karaları ile alınan tedbirler, sosyal ve manevî yanlışlıklarla tehlikeye sokulmuştur. Oysa; ülke yönetimine dair alınacak kararlar kamunun bütün değerleri gözetilerek verilmelidir.