Dünkü gazetelerden biri Erol Evcil için "bir zamanlar kraldı" diye resimaltı kullanmış...
Ve...
Bu resmin yanına "dün" demiş. Bu resim, Erol Evcil''in parlak günleri; itibarı. İyi traşlı, iyi giyimli şık bir halde. Belli ki ofisinde bir mutluluk ânı.
Diğer resimse kocaman. Erol Evcil, iki polisin arasında; sımsıkı kavranılmış; belki de kelepçeli. Sakalları uzamış, saçları dağınık, bakışları çaresizlik dolu. Hafif öne eğilmiş hali bir sorgu sonrasını yaşadığını haber veriyor.
Bunun resim altına ise "Şimdi kral cezaevinde" yazılmış. Yine bir küçük not var! "Bugün".
Zaten, bunlar, hatırlatılmamış olsa da, büyük resmin üstünde yer alan oktaki dört kelime herşeye kâfi geliyor: "Bir dönemin ibret fotoğrafı."
Hatta...
Bu dört kelime de o resimaltları da olmasa fotoğarfla herşeyi nazara vermekte birazcık basireti olan herşeyi anlar.
Atasözü beyhude yere söylenmemiş "düşmez kalkmaz bir Allah!" diye.
İşte bir zamanlar; ne bir zamanları bir sene evvel "zeytin kralı" diye anılan insanın hali.
O, bir tüccardı.
İşadamıydı.
Patrondu.
İnsanlar kapısında kuyruk olur; randevu için araya ricacılar konurdu.
Bugün bir sanık.
Tefeci Nesim Malki''nin öldürülmesinde azmettirici olduğu iddia ediliyor.
Dediğine...
Veya...
Denildiğine göre Musevi tefeciye paçayı kaptırıp da kendini kurtaramayınca tetik, çare olarak görülmüş.
Bilmiyoruz; hükümü de vermiyoruz. Muhakeme kesinleşmeden her şey muğlak ve karanlık.
İşimiz o değil.
Üzerinde durduğumuz madalyonun diğer yüzü.
Ne para...
Ne şöhret...
Ne makam...
Ve; daha neler ve neler ne kadar boşmuş. Şimdi Erol Evcil, kimbilir mesela bir İETT şoförü ile, bir gazete dağıtıcısı ile, bir mahalle bakkalı ile hayatını değiştirmeyi, onların yerinde olmayı ne kadar isterdi.
İç huzurundan...
Sıhhatten...
Daha kıymetli ne var?
Herkes ölümlü, herkes bir tümseğin altına girmeye namzet.
Gazete kelimeleri alt alta sıralanmış; heceler gibi;
"Bir, dönemin ibret fotoğrafı."
Sadece o mu?
Çevremiz ibretlerle dolu. En yakın örneği de Gölcük, Adapazarı, İzmit. Yıkılmış evler, villalar, sokakta kalmışlar. Çadırlar, ürpertici manzaralar.
Demek ki; bakmakla görmek farklı şeyler.
Bakıyoruz ama göremiyoruz.
Bir görebilsek, bir ibret alabilsek; bu hırslar, bu ölmeyecekmiş gibi dünyaya dört elle sarılmalar, bu "gemisini yürüten kaptan" rezil anlayışı biter.
Görmüyor ve unutuyoruz.
Bütün suçların, günahların, merhametsizliklerin, gaddarlıkların, insan incitmenin, kalb kırmanın temelinde bu var.
Kibri besleyen de o.
İnsanı insan olmaktan çıkartan da.
İnsan hep kendine tenbihte bulunmalı "Sen sen ol, ibret almayı unutma!" diye. Hem ibret alacak göz, hem de unutmayacak bir şuur...kolay değil.
Bir gün geliyor "bir zamanlar" sadece hayal oluyor.

