Ümidsizliğin bir karabasan gibi çöktüğü zamanlar vardır. Bir sis gibi her tarafı kaplar ve her şey görünmez olur. Görünmez; fakat etkisini dalga dalga yayar. Bu nasıl bir sür''attir anlaşılması zor. Zaten toplumdaki bu iletişim sür''ati hep şaşırtmıştır. Bir ânda en ücra köşelere kadar haber gider. İyisi de öyle kötüsü de. Fakat "kara haber tez yayılır." Bizzat Başbakan, sosyal güvenlik reformu yapılmazsa devletin çökeceğinden bahsediyor.
Ve bir mazeret dile getiriliyor. -Ortada bir aylık hükûmet var!. Bu şeklen doğru olsa da esası münakaşa edilebilir bir bahane. Üç dönemdir, yani 55, 56, 57. Hükûmetleri teşkil eden iki parti hiç değişmedi. Başbakan da bu iki partiden çıktı. Öyleyse neden zamanında tedbirler alınmadı? Galiba kıstaslarda temel yanlışlıklar yapılıyor. Devlet ve Hükûmet kavramları birbirine karıştırılıyor... Diğer taraftan Cumhurbaşkanı, güven unsurunun kaybolduğundan bahsediyor ve ilave ediyor: -Vergi Kanununun zamanlaması yanlış olmuştur. Bu o kadar belli ki. Hiç kimse sahip çıkmıyor.
Peki, devlet çökme noktasına getirildi ise, Vergi Kanunu yanlış zamanda uygulamaya kalkışılarak güven unsuru ile oynandı ise bunun bir müeyyidesi yok mu? Herkes yaptığı ile mi kalacak? Bir başka soru: -Dar gelirli ne yapsın?
Fedâkârlık niçin sadece memur ve işçiden bekleniyor? Doğru; genç yaşta emeklilik olmaz. SSK dev bir kambur haline gelmiş. Öyleyse niçin SSK özelleştirilmiyor. Geçenlerde yazmıştık; bir kere daha tekrarlayalım. Çalışan, çalıştığı kuruluştan emekli olamaz mı? Böylece kuruluşlar da prim ve vergi yükünden kurtulurlar? Şu yüzde 20 zam meselesine ne demeli? Evet, belli ki iktidar daha fazla zam için muktedir olamıyor. Ama IMF''nin yüzde 10 teklif etmiş olması bir mazeret midir? Manzara işte o sür''atle yayılan ümidsizlik yüzünden giderek kötüleşiyor. Herkes sesini duyurmak için sokağa dökülmeye başladı. Memur sokakta, işçi sürekli eylemle genel iş bırakma hazırlığında. İl il siyah çelenk dolaştıracaklar. O kadar da değil... Yargı da hak arama dâvâsında. Hak dağıtan kuvvet, gelir itibariyle mağdur olduğunu duyuracak. 6 Eylül''e yeni adli yılın başlama gününden bir gün sonraya kadar mehil verdiler. Eğer bu tarihe kadar bir çare bulunmazsa adliye personeli de harekete geçiyor... Bütün bunlar direkt ekonomik canlılıkla alakalı. Esnaf ve tüccar bu zümrelerle muhatap. İşçi ve memurların alım güçleri azalınca ticaret erbabının da satım gücü zayıflıyor. Kötü kelimesi piyasayı izaha yetmez. Senetler, bir tarafa çekler ödenmiyor. Hayat pahalılığına kim çare bulacak? Bu benzin zamları daha ne kadar sürecek? Bu halden nasıl kurtulacağız? Hükûmetle... Hükûmetler böyle zamanlar için vardır. Halk dalkavukluğu yapılmamalı, popülist politikalar güdülmemeli, fakat insaf da elden bırakılmamalı. Bir dar geçitteyiz. Bu belli. Lakin dar geçidin olanca zorluğu dar gelirliden çıkartılmamalı. Bu nasıl yapılacak? Biz bilmeyiz... Bu hükûmetin işidir. Böyle mes''eleleri halletmek için iş başına geldiler. Ağlamak olmaz. Karamsarlık yaymak olmaz. Ümidsizlik hiç olmaz.
Üstelik iş başındakiler, devlet umuru görmüş yaşlı-başlı siyasetçiler. Onlara düşen etrafımızı kuşatan bu ümidsizlik sisini dağıtmaktır. Devlet adamı olmak dar geçitten geçerken belli olur. Miting meydanlarında vaadlerde bulunmak kolay. Mesele devletin de vatandaşın da hakkını verebilmekte. Gözler Ankara''da.

