Önce Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer konuştu...
Demokrattı. Toplumda geniş kabul gördü, takdir edildi. Teklifleri, tesbitleri bir yüksek hakime yakışacak kırattaydı. Sonra Yargıtay Başkanı Sami Selçuk konuştu. Demokrattı O''nun sözleri daha fazla yankı yaptı. Alkışlandı. Tahlilleri bir yüksek mahkeme hakimine yakışacak olgunluktaydı. Fikirlerine aynen veya kısmen katılanlar oldu. Kısmen katılanlar dahi üslûptaki seviyeyi takdir ettiler. Bir devletin vatandaşına verebileceği en yüksek unvanları taşıyanların bu unvanların emrettiği her türlü tittizliği korumaları da şarttır. Anayasa mahkemesi Başkanı ile Yargıtay Başkanı bu şartın gereğini yerine getiriyorlardı. Onlar, konuşmaları ile entellektüel çevreleri, siyasetçileri ve Türkiye üzerine düşünenleri daha iyi bir Türkiye için çareler üretmeye davet etmişlerdi. Özellikle Sami Selçuk''unki başta olmak üzere metinler, yoğun emeklerle hazırlanmıştı. Sonra iki hukukçu daha rüzgâr estirdi. Biri Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel idi... Eylemi antidemokratikti. Bir gece vakti üstelik mahkeme izini olmadan ev baskını düzenledi. Evine polisler eşliğinde gidilen milletvekilliği münakaşalı olan Merve Kavakçı idi. Dul, çocuklu bir hanımın gündüzler kalmamışcasına gece vakti rahatsız edilmesi Cumhurbaşkanından, Başbakandan, medya ve sade vatandaşa kadar herkesi ayağa kaldırdı. Kamu vicdanı şiddetle rencide olmuştu. Savcı, hırçın tavrından geri adım atmak zorunda kaldıysa da Türk hukuk uygulaması dünya önünde fevkalade mahcup vaziyetlere düştü. Nuh Mete Yüksel''e nice nice sonra bazı hukukçulardan "hatır kalmasın" kabilinden zayıf bazı desdekler geldi...kimse bu cılız itirazlara dönüp bakmadı bile. İkinci rüzgâr estiren hukukçu Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş. Dediklerinde antidemokratik özlemler var... Ölüm tehdidi alması icrayı alakadar eder. Nitekim dün tedbirlerin arttırıldığına dair resmî açıklama da yapıldı.
Üzerinde durulması gereken konuşmanın teklifler bölümü... Onlara "teklifler" demek bile ne kadar doğru? Bir kısmı düpedüz karalama.
Vural Savaş, savaşan bir üslupla siyasetçileri karalıyor, TBMM''yi yeriyor, o zalim 163. maddenin geri getirilmesini istiyor, doğudaki vatandaşlara farklı bir seçebilme hakkı getirilsin diyor, hakim kararına ihtiyaç duyulmadan mektup ve benzeri yazışmaların okunabilmesi ve telefonların dinlenmesi gibi bir çağdışılığı savunuyor, terör sanıklarının askerî cezaevine konulmasını arzuluyor vs.. Öyle bir basın toplantısı ki basından batıya kadar hemen her çevreye hücum, töhmet karalama ve yerme ihtiva etmekte..
Bu mantıkla da
imalı fikr edilmiş... Tezatlar içinde...
Hem resmi sıfattan soyunmuş bir vatandaş olarak konuştuğunu söylüyor hem de "sevgili vatandaşlarım" diye sesleniyor. Bir savcının resmi sıfatı bile olsa böyle bir hitaba hakkının olduğu iddiası dahi su götürür.Vatandaşlardan derhal cumhuriyete sahip çıkmalarını istemesi ise tam bir çelişki.
Vatandaş cumhuriyete nasıl sahip çıkacak? Oyla. O vatandaş, altı ay önce oyunu kullandı. Daha başka ne yapabilir? Hiç bir şey. Savcı Savaş, bunu bilmiyor mu? Biliyor. Pekâlâ bildiğine göre niçin böyle konuşuyor?
Eğer, konuşmasını herhangi bir gün yapsaydı, bir aydının fikirleri denebilirdi. Yanlış bile olsa herkese ifade hürriyeti verilmesi gerektiğine göre bundan Vural Savaş da yararlanacaktır. Vural Savaş, MGK''yı toplantı öncesi etkilemek istedi.
Herhalde dünkü kurul toplantısını en fazla merak eden de O''ydu. Tesir gücünü bekliyordu. Rüzgârı yaprak kıpırdatmamış.
Davetine kulak asan olmamış. Netice... Kısa zaman aralığı ile iki hukukçu, Nuh Mete Yüksel ve Vural Savaş, yaşadıkları cemiyetle ters düştüler. Medya mensubu, hukukçu, sokaktaki insan, evdeki kadın, parti başkanları, herkes, herkes kendilerini eleştiriyor. Belli ki zihnen yorulmuşlar, yıpranmışlar. Onun için istifa edip dinlenmeleri kendileri için de iç barış için de hayırlı olur. Merak etmesinler rejimin de devletin de sahipleri var.

