Hayır, yanıldınız; meşhur Demokrat Parti''den bahsetmeyeceğiz. DP, Devlet Partisi; yani DSP. Bülent Ecevit, CHP genel sekreterliğinde başlayan ve bu partinin genel başkanlığına tırmanması ile zirveyi bulan muhalif tavrında kurulu düzene karşıydı. O ara unvanı "Karaoğlan" idi. İsmi dağa-taşa yazılan efsanevî Karaoğlan''a göre bu düzen bozuktu. Bu sebeple Karaoğlan, kitlelerin ümidi idi. Dağlardaki taşlardaki "Karaoğlan" yazısını bir cümle tamamlıyordu: Umudumuz Ecevit!..
Bülent Ecevit, sisteme ağır eleştiriler getirerek "bu düzen değişecek" vaadinde bulunuyor, büyük bir halk kitlesi de O''nu umut görüyordu. Ecevit''i umut gören solcu gençler, sol elleri havada sokaklarda yürüyüş yapıyorlardı: -Gerçekten demokratik tam bağımsız Türkiye!..
Gençler, bu sözü sokaklarda slogan halinde haykırmakla kalmıyor, duvarlara da yazıyorlardı. Ecevit, onlara sahip çıkıyordu. Bu düzen bozuktu. Türkiye tam demokratik değildi. Tam bağımsız değildi...
Sayın Bülent Ecevit, Karaoğlan günlerini çok uzaklarda bıraktı. Düzenin sağlam veya bozuk olup olmadığını ağzına bile almıyor. Dolayısıyle düzenin değişmesi gibi bir mes''elesi de yok. ''Umut'' ve ''düzen'' kelimeleri, Türkçe''de Karaoğlan efsanesi ile yer etti.
Bunlar, pek tabiî ki maziye mahsus. Hani Ecevit, "maziye saplanıp kalmamalı; fakat maziyi de büsbütün unutmamalı" diyor ya. İşte mazisinden unutamayacağı yansımalar.
Şimdilerde -gariptir- düzenin bozukluğunu başka bir kelime bulamadığımız için ve hepsini ifade etsin diye adına ''sağ'' diyeceğimiz okur yazar tabaka söylüyor. Sadece düzenin bozukluğunu demekle kalmıyor. Türkiye''nin gerçekten demokratik ve tam bağımsız olmadığını da ileri sürüyorlar. Bir farkla ki dünkü solcular, onları dağlara-duvarlara yazarken sağcı ziyalılar kafa sancılarını ak sayfalara düşüyorlar...
İşte şu dünya böyle çarpıcı tuhaflıklarla doludur.
Türkiye, öyle safhalardan geçti ki insanlar kullandıkları terminolojilere göre tasnif ediliyordu. Sağcılar; isterseniz gelin bir ân için onlara bir zamanlar hayli meşhur "milliyetçi-muhafazakârlar" diyelim, ''düzen'' kelimesini dahi kullanmakta tereddüt gösterdiler. ''Düzen'' nizam kelimesi yerine tedavüle sokulmuştu. ''Umut'' ise zaten komünist literatüre aitti. Böyle inanıyorlardı.
O gün kim derdi ki bir gün gelecek sağ, karşı koyup yasakladığı söylemleri benimseyecek. Sol ise onları unutmaya çalışacak.
Kısacası bu açıdan bakınca bugün, dünün milliyetçi muhafazakârları devrimci, dünün devrimcisi bugünün demokratik solcuları da milliyetçi-muhafazakâr oldu. Büyük bir farkla...
Dünün milliyetçi-muhafazakârları aynı zamanda dindardı. Bugünün milliyetçi muhafazakârları öyle değil. Yeni milliyetçi muhafazakârlara göre din sadece özel alanla alakalıdır; zinhar kamusal alana giremez. Bu son derecede hareketli bir kelime. Öyle ki yarın birileri kalkıp metroyu, belediye otobüsünü, devlet tiyatrosunu, millî maçı, vergi dairesini, Ziraat Bankasını kamusal alan sayabilir.
Onun için yeni milliyetçi-muhafazakârlar nasyonal sosyalizme daha yakın... İşte DP''nin zihniyet macerası... Eğer, Devlet Bahçeli, kendilerini özürle alakasız lafları özür addetme nezaketinde görme mecburiyetinde saymasalardı DSP hesap sorma zaruretinden dolayı çatlayacak ve MHP birinci parti olacaktı
DSP; Devlet Partisi. Tıpkı dünün CHP''si gibi. CHP''nin hali ortada. Ondan ümidini kesen zihniyet, şimdi DSP''ye sarılmış bulunuyor.
Devletin siyasetten çekilmesi en büyük mes''elemizdir. Devlet, küçülecekse siyasetten de uzak durmalı...

