"Açız ekmek...açız suu!" diye inleyen çaresizleri -çok şükür- hiçbirimiz görmedik. Bir nesil evvelkilerimizin yaşadığı en kötü zamanlar nihayetinde "Karartma Geceleri"dir.
Ama...
Artık böylesi teselli dolu telkinlerle avunamıyoruz.
Avuntularımızı bile elimizden aldılar. Adapazarı''ndaki dehşet manzaralarının "açız ekmek...açıs suu!" diye inleyen çaresiz insanların hayatından ne farkı var? Esir kamplarında tel örgülere yapışmış gözleri çukurda, bir deri-bir kemik esirleri her ne kadar gözle göremediysek de yakın zamanlara kadar filmlerin hayli yüzdesi onlara dairdi. Musevi yönetmenler, Hitler''in ırklarına uyguladıklarını insanlığın hafızasına kazıdılar.
Adapazarı''nda Vilayet''in önüne birikmiş depremzede vatandaşların yürek paralayıcı bağırtılarını görüp de Nazi temerküz kamplarındaki esirleri hatırlamamak elde değil. Böyle bir tesbiti mübalağa saymaksa kimsenin ne hakkı, ne haddi!..
Depremzedeler, depremin çocukları gibi alkışlı tempo tutarak fakat inlercesine seslerini yükseltiyorlar. "Çadıır, çadır isteriz!" Sokakta kalmış bu insanları isyan noktasına getiren çadır beklerken kendilerine branda dağıtılmasından. Onlar sanki kamyon, sanki kavun-karpuz yığınları. Onlar, bir felakete maruz kalmış Türk vatandaşları, insanlar!
Kaldı ki bir koca kış veya belki de karakış çadırla nasıl geçer. Aklımız kış şartlarını düşünerek çadır tatbikatını bir türlü almazken şu branda kepazeliğini işitince doğrusu haberi kabullenemedik. Olmaz! Olamaz!!! Bu, o insanları doğrudan doğruya hafife almaktır...
Sorumlu olarak sadece bir valiyi görmek doğru olmaz. Sorumlu tabii ki Ankara''dakiler. Ankara''dakilere bakınca nasıl kahretmezsiniz? Politikayı esnaflık mesleği haline getiren bazıları sözümona gündem tayini için Cumhurbaşkanlığı makamını tedavüle sürme gayretkeşliğindeler. Şimdi bunu tartışıyorlar. "Demirel''in görev süresi 7 yıl mı uzamalı... Üç yıl mı?" Bazısı "yedi" derken bazısı üçte ısrarlı. Sanki Sayın Cumhurbaşkanı''na ömür biçmekteler.
Üç olsa... Yedi olsa...Ömürboyu olsa ne farkeder? Zaten bizim nesil bir ömrü Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve onların hır-gürleri ile geçirdik.
Bırakınız siz şimdi sekiz ay sonrasının kurgularını. Kamyon sanılıp, kavun-karpuz yığını sanılıp bir kışı branda ile karşılaması istenen şu çaresizler için ne yapıyorsunuz, onu düşünün.
Ey Ankara''dakiler!
Sizin yerinizde olmayı istemezdik. Kimse de istemez. Hiçbir vebaliniz olmazsa şu branda altında veya çadırda titreyerek hayata dayanmaya çalışan çoluk-çocuk ve kadınların vebali size yeter!
Daha ne diyelim?

