Başbakan Bülent Ecevit, şu anlamda konuşuyor: İran, PKK''ya kucak açmaktadır. Bu tavrı ile eski Suriye''nin yerini alıyor. Bu yaptığı komşulukla uyuşmaz. Her halde dikkatleri iç karışıklıklardan dışarıya kaydırmak için böyle hareket ediyorlar. Başbakan haklı... Ancak ne kadar haklı? Haklı... Zira, Türkiye''nin birliğine kasdeden bir şer örgütünün şu veya bu şekilde yanında yer almak o ülkenin bize yöneltilmiş düşmanca tavrına işaret sayılır.
Bununla beraber... Şu gerçekleri de göz ardı etmemek lazım.
Türk-İran sınırı en eski hududumuzdur. İran''la asırlardır toprak ihtilafı anlamında bir bozuşmamız olmamıştır. Ve kabul etmek gerekir ki Türkiye Başbakanı, komşumuzdaki son öğrenci olaylarında eksik bilgilendirmeden mi her nedense diplomatik teamüllere uymayan bir üslûpla konuşma yaparak İran''ın husumetini tahrik etmiştir. Büyük velî Cüneyd-i Bağdadi hazretlerinin "düşmanın küçük olsa da sen onu küçük görme" diye güzel bir nasihati vardır. Bugün giderek tırmanan bir İran ihtilafı ile yüz yüze isek bunda sayın Ecevit''in mikrofonlar önünde kontrol dışı yaptığı o konuşmanın payı inkâr edilemez.
Türkiye, Hotanto ile de komşu olabilirdi. O zaman Hotanto''ya karşı da en azından zahirde iç işlerine karışmayan bir lisan kullanılması gerekecekti. Başbakanın konuşması, aslında ülkemiz adına hayıflanılacak bir doneye de yer veriyor. Metin dikkatle okunduğunda görülecektir. Ecevit, "İran PKK''ya kucak açmaktadır" derken bir de "eski Suriye" diye bir tarif getiriyor. Bu ifade ve tarif, ele alındığında Türkiye açısından bir kazanç içinde olmadığımız anlaşılmakta. PKK, daha kuvvetli bir ülkeye sığınarak hayatiyetini devam ettirmenin yolunu aramaktadır. Suriye ile 15 yıldır süren düşmanlığa yakın çekişme, İran''la devam edecekse menfaatimiz ne olabilir? O bakımdan, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel''in dün Mısır yolunda iken uçakta yaptığı açıklaması isabetlidir: -Gerginliğin iki ülkeye de yararı olmaz. Kasdedilen ''iki ülke'' Türkiye ve İran''dır. Mesaj da her ikisinedir. Tecrübeli bir devlet adamı Ankara ve Tahran''daki yönetimleri ikaz etmektedir. İran''la sıkıntıya düştüğümüz takvimin bir de paradoksal boyutu var: Bütün bunlar, ''vazgeçilmez hasmımız Yunanistan'' hey''eti ile dosluk arayışlarını müzakere ederken cereyan etmekte. Manzara şudur... Suriye ile öncekinden daha zararsız bir noktaya doğru gidiyoruz. Ege''nin öte yakasındaki komşumuzla el sıkışmaktayız. Hariciye hey''etleri, Atina ve Ankara''da Türk-Yunan yakınlaşmasının imkânlarını arıyor.
Bunlar güzel. Lakin, bizim, birileri ile düşman olmamız şartmış gibi sanki bir düşman tedarik etme yoluna gidiliyor. İlla "bir Türk dünyaya bedel" diyeceğiz ya!.. Halbuki devletler hukukunda mutlak dostluk ve mutlak düşmanlık yoktur.
İnanılmaz bir ihtimali hafızalara dipnot olarak kaydedelim. Aynı İran''la ittifak ederek yarın İsrail üzerine yürüyebilirsiniz. Şimdi, siz, bırakınız bütün bu talî konuları da bakışlarınızı çevrilmesi gereken tarafa çeviriniz: . Tehlike Kuzey Irak''ta gelişiyor.
Kürt devleti, bayrağı ve millî marşı ile ilân edilmek üzere. ABD de Çekiç Güç misali onu korumak için bölgeye yerleşme hazırlığında.
Yaşadığımız coğrafya böyle. Çok milletli, bol ihtilaflı, girift mes''eleli bir dünya.

