Kaydet
a- | +A

Sayın Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanlarının halk tarafından seçilmesini teklif ediyor. "Teklif, tartışılsın!.." demekte. "Konuşan Türkiye" fikrini ortaya atan sıfatı ile şimdi de "tartışan Türkiye" imajını çizme arzusunda.. Fikir; Cumhurbaşkanı''nın cumhur/halk tarafından seçilmesi tezi yeni değil. Bunun öteden beri müdafileri, taraftarları mevcut. Yeni olan Cumhurbaşkanı''nın dile getirmesi. Bu da iyi; fakat mes''elenin "ama" diye söze başlanacak ciheti sayın Cumhurbaşkanı''nın teklifi görevinin bitmesine sekiz ay kala yapmasıdır. Nitekim bu noktada itirazlar olmakta. İtiraz sahiplerinin haksız oldukları iddia edilebilir mi? Demirel, devlette yeni bir isim değil ki. Bizzat kendisi ifade ediyor, 35 yıldır faal siyasetin merkezinde. O bakımdan teklifin hatta kendisinin parti başkanı olduğu dönemde ileri sürülmesi objektiflik adına daha yerinde olurdu. Buna rağmen "zararın neresinden dönülse kârdır" misali teklifin yine de kabul görmesi gerekir. Bu noktada siyaset yapanların ikiye ayrıldıkları müşahede ediliyor. "Evet" diyenlerle toptan karşı çıkanlar. "Evet" diyenler, teklifte Cumhurbaşkanına kelimenin tam manası ile omuz vermekteler. Desdekleri, "bilâ kaydü şart..."

Karşı çıkanlar "neden bugüne kadar beklendi?" diyenler değil. Onlarınki usule mütedair. Bunlarsa esastan karşılar. Seslendirdikleri gerekçe şu: "Millet hazır değil." ANAP ve DSP böyle diyor. Zaten bu iki partinin hemen her konudaki benzer düşünce tarzı inanılmaz ölçülerde.

"Millet hazır değil!" ne demek? Bu lafı edenler, muhtemel bir sorunun önünü almak için kendilerince izah tarzları getiriyorlar ki düpedüz demagoji. Millet hazır değil derken görüşlerini olanca netliği ile ortaya koymuyorlar. O sözün anlamı "millet cahil", "milletin aklı ermez." Kasdedilen düpedüz bu. Lakin bağcı ile kavgalaşmamak için böyle anlaşılacak bir telaffuzdan da şiddetle ürkmekteler. Aklı ermeyen milletin devletin başına istemedikleri birini geçirmesinden korkuyorlar. İtimatsızlığa bakınız. Cumhuriyetin 75. yılında millet ne şekilde değerlendiriliyor? Yeni bir yüzyıla girerken millet, hâlâ güdülecek bir kalabalık olarak görülmekte. Üstelik bunu diyenler de bizzat o millet tarafından seçilmiş kimseler. Niçin? Millet, genel seçimlerde hazır oluyor da sıra cumhurbaşkanına gelince hazır olmuyor. Başbakanlar, bakanlar, meclis başkanı o seçimlere dayanarak çıkmıyor mu?

Artık bu tepeden bakmacı anlayışın terk edilmesi gerekir. Millet gerekli siyasi olgunluğa ermiştir. Cumhurbaşkanı''nı halk seçmelidir. Doğrusu budur. Hem Süleyman Demirel''in de dediği gibi süresi dolan bir kere daha seçime katılabilmeli.

Dernekler dahi kendi başkanlarını kendileri seçerken, vatandaş bu haktan mahrum. Bu mahrumiyet düşündürücüdür. O da "konuşan Türkiye" fikrinin yerine oturmamasından ileri gelmekte. Birincisi henüz emekleme çağında iken sayın Cumhurbaşkanı bu defa "tartışan Türkiye!" diyor. Zaten birincinin içinde ikincisi de var. Konuşan Türkiye''ye kavuşabilsek, ikincisi kendiliğinden gerçekleşecek. Dün Yargıtay Başkanı sayın Sami Selçuk''un İstanbul Bilgi Üniversitesi''nin açılış merasiminde verdiği ilk hukuk dersinde dediği gibi "tartışma Türkçe''nin en güzel kelimelerinden biri; ne var ki bizde tartışmadan çok çatışma var..." Evet, tartışan değil, çatışan toplumuz. Bu da yeterince konuşma hakkının olmamasının verdiği elektriklenmeden ileri geliyor. İster konuşulsun, isterse tartışılsın. Ne olursa olsun, fakat mutlaka bu tepeden bakan anlayış çürütülsün. Türkiye, bu anlayıştan kurtulmadıkça çok zaman kaybeder.