Savcının esas hakkındaki mütalaasında hiçbir hafifletici bahaneye iltifat etmeden doğrudan idam talep etmesi, Ankara''da telefon dinleme rezaleti üzerine bazı üst seviye bürokratların azli, şeklî bile olsa hükümetin güvenoyu mes''elesi, dışarıda Kosova dramı... Hepsi birinci sayfalık ve tv''de ilk kullanılacak "havadisler." Gündem, dopdolu...
Ajanslar, radyo, gazete ve televizyonlar, dün hiç zorlanmadılar. Haber sıkıntısı çekmediler. Manşet konusu bulmak için Ankara''ya telefon üzerine telefon açmadılar. Sürmanşetlik, manşetlik, yan manşetlik, ilk haberlik yığınla malzeme masalarındaydı.
Bunları dün akşamki tv. haberlerinden başlayarak bugünkü gazetelere kadar takip etmekteyiz.
İşte iletişim çağı.
Yakında "haber kirlenmesi"nden de söz edilir. Esasen var da!.. Bazen, en meraklısı bile haberden kaçma hissine kapılıyor.
Okuyucu ki bu aynı zamanda seyircidir; seyirci ki bu da aynı zamanda okuyucudur. Bu arada televizyonla gazetenin habercilik tarafını da mukayese imkânı bulmakta. Televizyon, ânında bağlantı ile haberi kaynağından ekrana aktarırken bülten içi ve sonrasında da uzmanlara yorumlar yaptırmakta. Bu yönü ile gazete yine de önde. Radyo ve televizyonda söz uçup giderken vak''ayı daha arkadan takip etmesine rağmen gazete, arşivlerde yaşayarak yarınlara kalmakta. Burada gazeteye düşen haberi tv. bülteni gibi vermemektir. Okuyucu, ham haberi televizyon yolu ile zaten haberci ile birlikte yaşamakta... Gazetenin görevi olayı farklı cepheleri ile yorumlayabilme ustalığıdır.
Ham veya çıplak haber yanıltabilir. Habere taraf olanlar hakkında hüküm verebilmek objektif yorumlarla beslenmeye bağlı. Acaba gazete eskisi gibi yine manşetteki haber için mi satılıyor? Böyle olan günler vardır.
Bilhassa araştırma haberleri ile ajanslar aşılabilmişse manşet merak uyandırabilir. ''Müşteri''nin akşam seyirci olarak takip edip bilgilendiği bir habere ertesi sabah bu defa da okuyucu sıfatı ile alaka duyması beklenemez... Bu noktada gazeteler, henüz zorlanma dönemini büsbütün aşamadılar. Aşabilenler, aştıkları gün fark yapıyorlar.
Evet; gündemin zengin olduğu bir gündeyiz.
Fakat; zengin gündemli ülkenin bir de fakir insanları var.
Onların her günü acı gündem. Buruk, çaresiz ve ıstırap dolular. On binler o yüzden nerede ise her sabah, her akşam hayata küsmekte. Dar gelirli insanları anlatmak istiyoruz. Maaşlıların hali.
En acınacak vaziyette olansa ''küçük memur.'' Memura temmuzda yüzde on-onbeş zam yapılacakmış. Kıt kanaat geçinen bir aileye bu ilave hangi ferahlığı getirir ki? Niçin daha fazla değil de en fazla yüzde on beş?
Sebep açıklandı. Gelir-gider dengesizliği ve buna amil olan faiz ödemeleri, devlet bütçesini alıp götürüyormuş. Kamu gelirleriyle giderleri arasında 5.5 katrilyonluk bir açık hasıl olmuş. Olmaması imkânsız. Zira 9 katrilyona yakını faize gitmekteymiş.
Erken seçim kararının alınıp da seçime gidilmesinden bu yana hazırdan yemenin neticesi işte bu perişanlık. Adli, polisiye ve millî vak''alar bir zaman için dikkatleri başka yöne çekebilir ama... Ya sonra?
Ecevit''le birlikte geçmişte olduğu gibi yokluk ve kuyruk döneminin geri gelmesinden korkarız. İnşallah yanılıyoruz.

