Kaydet
a- | +A

Sayın Zülfü Livaneli ile sayın Ertuğrul Özkök, dün sütunlarında birbirlerinden habersiz olarak hemen aynı konuyu işlediler. Bu bir "neo-osmanlıcılık" değil, şartlanmamışlık örneği. Tarihe mektep kitapları mantığı ile bakmayan haysiyetli aydınlar her gün biraz daha çoğalmakta. Namuslu aydın, yanıldığında onu kabul edebilen, peşin hükümlü olmayan doğruları fark edince hakkı teslim edendir.

Önce Livaneli''yi okuyalım...

"Özel bir davetle geldiğim Aynaroz''da Osmanlı döneminin izini sürmek benim için çok ilginç bir deneyim oldu. Osmanlı yüzyılları boyunca Athos Dağı ve Aynaroz özel bir statü ile korunmuş. Osmanlılar, Ortodokslarca kutsal sayılan bu dağdaki yirmi manastıra ve binlerce keşişe hoşgörülü davranmışlar, hatta bu dini merkezleri korumak için bir Osmanlı garnizonu görev yapmış. Bu konuları Simon Petra Manastırı''ndaki kütüphane görevlisi Rahip Porfirio ile konuştuk. Saatlerce konuştuğumuz Porfirio bize Osmanlı hoşgörüsünün sebeplerini anlatıyor ve diyor ki. "Osmanlı''larda Sultan''ın öz ve üvey evlatları vardı. Elbetteki Müslümanlar öz evlat olarak çok kıymetliydi. Üvey evlatlarda ise birincilik Ortodokslar''da, ikincilik Ermeniler''de, üçüncülük ise Yahudiler''deydi. Ama bunların hepsi evlattı ve hepsinin hakları ve imtiyazları vardı. Sultan''ın şefkatiyle kuşatılmışlardı."

Rahip Porfiro, bize Rahip Bahira''yı hatırlattı. Şimdi de Özkök''ten iktibaslar...

"19''uncu yüzyıl, bütün Avrupa''da Osmanlı Devleti''ne karşı müthiş bir öfkenin sürdüğü yüzyıl. İşte böyle bir iklimde Lamartine Türkiye''nin önemini kavrayıp bunu yazabilen ender düşünürlerden biriydi. Bütün Avrupa''nın Türkiye''ye "Hasta Adam" yaftasını yapıştırdığı, onun ölümünü ilân ettiği sırada O bunun karşısına dikiliyor ve "hayır, Türkiye ölmedi" diyor. Şu bölümü kitaptan aynen aktarıyorum" Ertuğrul Özkök''ün sözünü ettiği Fransız müellif Lamartin. Aktarma yaptığı, Lamartin''in "Histoire de la Turqie/ Türkiye Tarihi adlı 10 cildlik eser. Birlikte takip ediyoruz. "İzmir''i, İstanbul''u, Suriye''yi, Lübnan''ı ziyaret edin. Oralarda manastırlara, dini mekânlara, eğitim kurumlarına girin. Dini eğitim veren yerlere bakın ve onlara Osmanlı''nın size karşı davranışlarında ve korumasında bir eksiklik var mıydı diye sorun. Hepsi size Osmanlı''nın ve Sultan''ın tarafsızlığından söz edecektir."

Özkök, yazısını şöyle sürdürüyor." ...Kudüs''te olup bitenlerle ilgili olarak bazı düşünürler, " bu Osmanlı''nın bu bölgelerden kesin tasfiyesidir" yorumunu yapıyorlar. Demek ki bu devlet öylesine sağlam ve birleştirici bir yapı kurmuş ki aradan geçen bunca zamana rağmen hâlâ oralarda izlerini koruyabilmiş. Bu tür konulara ne zaman girsem aklıma Thedorakis''in anılarındaki bir cümle gelir. "Biz 400 yıl boyunca Osmanlı değil de Fransız egemenliğinde kalsaydık, bugün Thedorakis müziği olmazdı" diyor. Osmanlının dağılması aynı zamanda dini fanatizmin gelişmesi sonucunu da doğurdu. Dinler arası diyaloğun ve saygının yok olmasına yol açtı. Çünkü Hıristiyanlık, Musevilik ve Müslümanlığı çok kalabalık biçimde bir arada tutan tek İmparatorluk Osmanlıydı. Bu İmparatorluğun dağılması, daha sonra nüfus mübadeleleri, birlikte yaşama iklimini ortadan kaldırdı. Herkes kendi sınırlarına çekildi ve dini fanatizmin de yolu açıldı. Bu model, bugün geçerli olabilir mi? Sanmıyorum. Çünkü o model, ancak bir devlet çatısı altında birlikte yaşama adabından doğan zihniyetti."

Livaneli ve Özkök''ün yazdıklarını kısaltarak aldık

Üç ders çıkartıyoruz:

1-Batıdaki herkes, batılı fanatikler gibi düşünmüyor. 2- Türk entellektüelleri yavaş yavaş aynı dili konuşmaya başlıyorlar. 3-Sırtımızı Osmanlı duvarına dayamadan gireceğimiz mücadeleleri kaybederiz.