Kaydet
a- | +A

Her halükârda müessesenin ismi "ombudsmanlık" olmamalı. "Ombudsman"a ister ''hakem'' densin isterse ''kamu denetçisi'' yeter ki yerli bir söyleyiş olsun. Biz "hakem" denmesini yeğleriz. Mahkemede yargılama yapan adalet mensubuna ''hakim'' dediğimize göre sesdeş bir kelime olarak ''hakem'' tercih edilebilir. Üstelik ''hakem'', spordan dolayı da çok biliniyor. Dış yüzeyi böyle; esasa gelince... Bu sıfata sahip insan ne iş yapacak? Galiba "ne iş yapacak?" sorusundan önce "bu ihtiyaç nereden doğdu?" sorusunu cevaplandırmak lazım. Öyle tahmin ediyoruz ki... İhtiyaç, bazı vatandaşların AİHM gibi uluslararası adalet mercilerine gitmeden problemlerini içeride halletmek maksadına dönük olarak düşünülmüş olabilir. Sokaktaki adam, devletle bir ihtilaf çıktığında ihtilafının halli için İsveçlilerin "ombudsman" dedikleri bizde ise ismi henüz konmamış mahkemeye gidecektir. Bir soru daha: Pekâlâ, bunlar mahkeme ise mahkemelerin icrâî gücü vardır. O mahkemeler de kararlarına uyulmadığında cebir yoluna gidecekler mi? Galiba hayır. Onlar istişari olacaklar. İstişari, müeyyide kudreti olmayan bir merci ne kadar müessir olur, kim kaale alır? Bu esaslı bir sorudur...

Sonra yurt sathında tek mahkeme mi kurulacak, yoksa Ankara''da "Başhakemlik" ve başhakem, taşrada da "Hakemlikler" mi bulunacak? Devlet, şikâyet edilen taraf olarak hakemliğin kararını başhakemliğe götürebilecek. Başhakemlikten çıkan karar, mahkemeler için ne kadar muteber olacak? Mağdur insanlar bunlarla tazminat davası açabilecekler mi? O mahkemelerin kapısı her mağdura açılacak mı? Bu kararlarla iç hukuk yolu tüketilmiş mi sayılacak? İdare mahkemeleri ile bir yetki sürtüşmesi olmayacak mı? Adı geçen müesseseyi son birkaç yıldır teklif edenler görülüyordu. En geniş şekilde sesinin duyulması 9. Cumhurbaşkanının ismi ile birlikte geçince yaşandı. Bugün halk, işin farkında değil. Sanılıyor ki böylece Süleyman Demirel''e iş temin edilecektir. Bu yanlış kanaat, bir tasarrufla iyice destek gördü: Hazırlanan tasarıya göre "ombudsman" seçilecek kişinin hukuk veya mülkiye mezunu olması şart koşuluyormuş. Demirel adı geçince bu şart kaldırılarak üniversite mezuniyeti kâfi görülmüş. Olmadı... Döndük Suriye''ye. Bir Suriyeli''nin cumhurbaşkanı olması için 40 yaşını doldurması gerekiyordu. Bişr Esad''ın cumhurbaşkanı yapılabilmesi maksadıyla 40 yaş şartı 34''e düşürüldü. Oğul Esad, 28''inde olsaydı bu yaş, kanunlaşırdı. Eğer sayın Demirel lise mezunu olsaydı o zaman ne yapılacaktı? Olay, uzunca bir zamandır gündemi meşgul ettiğine göre bu soruların vuzuha kavuşması gerekir. Böylece "Hakem"in ne yapacağı da ortaya çıkar. Mahkeme kurmak, çalıştırmak, oradan âdil kararlar çıkartmak kolay değil. Bari ölü doğmasa.