Yıllar önceydi; bir yakınımız İstanbul''un ana caddelerinden biri olan Vatan Caddesi''nde arabası ile trafik kazası geçirmişti. Şimdi artık ismi "Adnan Menderes Bulvarı" olan cadde, gündüz kazılmış, gece için bir iz, işaret konmadığından yakınımız, gecenin görüş zorluğunda yolun ortasındaki toprak yığıntısını fark edemediği için Volkswagen arabası ile tümseğe vurduğu gibi diğer tarafa uçmuş, açılan kapıdan da dışarıya fırlamış. Vakit gece yarısına yaklaşıyormuş; büyük acılar içinde yerde yatarken meydana gelen kırıklar yüzünden elini-kolunu oynatamaz haldeymiş. O, can derdinde araba öbür yanda vuruk ve devrik vaziyette boşa çalışırken bir takım adamlar peydahlanmış. İyi saatte olsunları aratmayacak cinsten bu kimseler, hayır yardıma gelmemişler; kazazedenin pantolon, ceket, gömlek ne kadar cebi varsa onları tarıyor ve ne bulursa alıyorlarmış.
Bir insan, yerde azaplar içinde kıvranırken başına üşüşen bu adamlar alacaklarını aldıktan sonra gecenin karanlığına karışarak savuşup gitmişler. Meğerse onlara kendi dünyalarının dili ile "söğüşçü" deniyormuş...
Sonradan öğrendiğimiz hadise bizim gençlik hayallerimize balta ile saldırı gibi vahşi gelmişti. İnsanın bu kadar zalim olabileceğini tahmin kabiliyetinden mahrumduk.
Marmara Bölgesi''ni derinden ve dehşetle silkeleyen "hareket-i arz"ın ikinci, bilemediniz üçüncü günüydü.. İşittiğimiz haberle sarsıldık. Yalova''ya 600 km. ötedeki bir ilimizde organize olarak buraya gelen 30 kişi yakalanmıştı. Yalova''ya soygun için gelmişlerdi. Yani; kazazedelerin üçte ikisi daha enkaz altındayken; ortalık "su!", "İmdat!", "orada kimse var mı?" "ah yavrum!" ve benzeri feryatlarla inlerken bu 30 sefil, sefih ve murdar mahluk, evlerden yükte hafif, pahada ağır bir şeyler aşırmak için otobüslere binip o kadar yolu tepmişlerdi. Bu Allah korkusundan nasipsiz, insanlıktan habersiz, vicdan sızısından yoksun eşkıya sürüsü bereket ki umdukları para, altın ve kıymetli eşyalara kavuşamadan zındanı buldular. Umarız suçları "teşebbüs halinde" telakki edilmez de lafta kalan bir ceza almazlar.
Daha bu iğrenç soygun niyetini unutmamışken depremin birinci ayında yine Yalova''da bu defa daha profesyonel bir cinayetle karşılaştık. Zelzelede eserleri yerle bir olan bazı siyasî kimliği de olan şahıslar, sebebiyet verdikleri can ve mal kaybından dolayı kahırlarından bir kenara çekilip bir ömür tövbe-istiğfar çekeceklerine enkaz kaldırıldıktan sonra yapılacak inşaat ihalelerinden bazılarını kapmışlardı. Onlara da, onlara ihaleleri peşkeş çeken düşük ahlaklılara da yazıklar olsun.
Burada gözler önüne üç fotoğraf serdik. Biri 30 sene evvelinden. Diğeri zelzelenin üçüncü, üçüncüsü de otuzuncu gününe ait. Eğer; 30 yıl önceki o "söğüşçü"ler, hakkıyle ve ibret alınacak, cinsten cezalansalardı; şimdi bunlar olmayabilirdi. Felaketin üçüncü gününde suçüstü iken yakayı ele veren söğüşçüler de ânında cezalandırılsalardı belki otuzuncu günde ortaya bir tarafları ile müteahhit, bir tarafları ile sözde siyasetçi söğüşçüler çıkamaycak, buna cesaret edemeyeceklerdi.
Harplerde bir takım vatansever insanlar cephede şehîd olurken bazı şüpheli kan taşıyanlar, yokluk, gözyaşı ve kederden servet çıkartmışlardır. Asrın felaketi bazılarına saadet sebebi olmasın...
"Söğüşçü"lere dikkat. Onlar, toplumun tahtakurularıdır.

