Bugün 23 Haziran ''99... Öcalan dâvâsında ikinci perde açılıyor. Daha evvel, iddialar sıralandı. Sanık, dinlendi. Müdahil avukatlar konuştu. Şimdi söz müdafaanın. Sanık avukatlarına yapacakları müdafaayı hazırlamaları için kanunun tanıdığı en uzun müddet verilerek muhakeme bugüne bırakılmıştı. Başta şehîd yakınları olmak üzere birçok vatandaş, ''30 bin insanı katletmiş biri hangi gerekçe ile müdafaa edilecek?'' diye soruyorlar.
Nazari planda haklı olsalar da bir ceza mahkemesinin sac ayağı yapısı unutulmamalı. İddia, müdafaa ve karar merciî. Müdafaa veya şimdilerdeki ismi ile savunma ''ücret-i vekâlet'' karşılığı çalışan meslek mensupları eliyle yapılsa bile netice itibariyle yargılamanın bir parçasıdır ve savcı gibi avukat da âdil karar çıkmasına hizmet eden insandır. Eğer; avukat, para veya ideolojiyi birinci önceliğe almamışsa böyle olması gerekir.
Savunma mekanizmasını tanımamak yüzde yüz isabetli hüküm verilmiş olsa bile, dâvâyı şüpheli hale getirir. Sanık teröristin avukatları İmralı''daki mahkeme salonunda yazılı ve sözlü müdafaa yapacaklar. Belki Mahkeme Reisi, mutadın aksine avukatların sözlü müdafaa ile dâvayı zamana yayma taktiklerini bile bile onların bu hakkı kullanmalarına ses çıkartmayacak. Fakat her şeye rağmen müdafaanın dinlendiği celse sayısı üçü zor aşar.
Savcı, esas hakkındaki mütalaasını bildirmişti. Bütün taraflara son söyleyeceklerini hazırlamaları için duruşma kısa süreli olarak bir kere daha talik edilebilir. Sonra... Mahkeme kararını açıklar. Bu kararın idam olacağı kesin gibidir. Herkes bu kanaatte. Derken temyiz safhası başlar. Müdafi avukatlar, kararın esas veya usul yönünden bozulması için türlü taleplerde bulunabilirler.
Yargıtay''ın tasdiki gelecek yıla sarkabilir. Bunda en büyük âmil, Türkiye imajıdır. Kasım''da Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Toplantısı İstanbul''da yapılacaktır. ABD Başkanından İngiltere Başbakanına kadar ''Önemli Batı''nın birçok devlet ve hükümet başkanları ülkemize gelecekler. Onlar gelip gitmeden yüksek mahkeme neticeyi ilan etmez. Yargıtay kademesinden sonra teknik ismi ile ''derecattan geçmiş'' yani bir yargılamanın bütün safhalarını geride bırakmış dâvâ TBMM''ye gelecektir. O sırada tarih herhalde 2000''in ocak veya şubatı olur.
En kritik safha budur.
DGM sivilleşmiş olsa bile parlamento kararı tasdik eder mi? Etmeyi Türkiye''nin âli menfaatleri açısından uygun bulur mu; yoksa tasdik keyfiyetini beklemeye mi alır? Veya tasdik edilse ve asılsa. İçeride ve dışarıda neler olur? Avrupa, nasıl bir tavır takınır? Hatta nereye gömülür? Bunlar hep birer gailedir. O halde haklısınız: Bu iş neden Şam''da halledilmedi? Bu cevapsız sorudur. Belki tarih cevabını ileride verecektir; ama bugünler için meçhul. Bir de şu ihtimalin kurcalanması lazım. Amerika, Öcalan''ı Kenya''da teslim ederken hangi niyet içindeydi? Şunu demek istiyoruz: ABD''de idam var. Dolayısıyla kendi açısından idam cezasının infazı diye bir problemi olamaz. Avrupa''da yok. Türkiye, Avrupa''ya rağmen bağımsız bir mahkemenin verdiği kararı icra ederse Avrupa''nın en azından büyük bir bölümü ile arası açılacaktır. Bu da turizmden AB''ye kadar birçok münasebetimizi olumsuz şekilde etkiler. ABD''nin kasdı bu olumsuzluğu temin olamaz mı? ABD-Avrupa rekabetinde dolaylı bir çekişmeye mi konu oluyoruz? Öyleyse bir kere daha sorulabilir: Bu iş neden Şam''da halledilmedi?

