Önceki akşam İhlas Koleji''ndeydik. Sene sonu etkinlikleri vardı. İhlas Koleji, muazzam tesisler üzerine kurulu bir eğitim işletmesi. Bir çok faaliyetin yanı sıra sosyal faaliyetlere de gereken önem verilmekte. Bunlardan biri de san''at faaliyetleri. Okulun bir çok profesyonel tiyatromuzda bile olmayan pırıl pırıl bir salonu var.
Gece boyunca zenginlikler seyrettik. Göz dolduran, takdir ve hayranlık uyandıran bu oyunları öğretmenler sahneye koymuş. Oyuncular da okulun öğrencileri. Ancak onların, öğrenci olduklarını bilmeyenlere inandırmak çok zor. Öylesine başarılılar.
Bu yüzden neden televizyonlar, bu oyunları banda alıp da yayınlamazlar anlamak mümkün değil? Bunu yaptıklarında ekran için sevimli bir değişiklik olacağı muhakkak. Böylece rejiden metin yazarına, oyuncuya, sunucuya kadar birçok alanda yeni kabiliyetler de keşfedilmiş olacaktır. Spor kulüplerine amatör kümelerden eleman devşirildiği gibi okullardan da radyolara, televizyonlara, tiyatrolara, belki sinemaya bile kadrolar toparlamak mümkün. Televizyonlarla adını saydığımız bu yerlerin okulların sene sonu şenliklerini bir de bu gözle görmelerini tavsiye ederiz. Oyunlardan biri daha ilk ândan itibaren hınca hınç dolu salondaki seyircileri güldürmeye başladı. Kurulan dekorda bir hastane vardı.
Kapıdaki yazıdan neresi olduğu anlaşılıyordu.
"SSK HOSPİTAL" ''SSK Hastanesi'' demek ama son zamanlardaki moda yüzünden hastane, daha Türkçesi hastahane kelimesini İngilizce yazmakla mahiyeti hakkında fikir verilmiş olunuyordu: Hasta sahiplerinin güler yüzle karşılandığı, hastaların bekletilmediği, itilip kakılmaların olmadığı, tedavilerin özenle yapıldığı... kısacası insana insanca muamele edilen modern mekânlar. Oyun başlar başlamaz bunların lafta kaldığı görüldü. Vatandaşın her gün SSK hastanelerinde çektikleri, müthiş bir hicivle gözler önüne serilmekteydi. Tezatlar dile geldikçe seyirci kahkahalarla gülüyordu. Lakin, aslında bu kahkahalarla ağlamak demekti. Zira 16-17 yaşındaki gençler, ülkenin bazı doğrularını karikatürize ederek anlatmaktaydılar. Piyesi naklederek SSK personelini incitmek istemeyiz. Bu kadarı ile toplumun üstelik genç sınıfın bakışını haber veriyoruz. Şüphesiz ki onlar da yaşadıklarına razı değiller. SSK''daki hekimin adliyedeki hakimden farkı yok. Birine günde 50 hasta diğerine de 50 dosya geliyor. Ne bu miktardaki hastaya bakabilmek mümkün ne de dosyaya. Sistem bozuk. Bozuk olmaktan da öte SSK devleti tehdit eder duruma gelmiş bulunuyor. Bunu bizzat Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan haber vermekte. Hem de ilk günden beri. Kurumda bu yıl açık 2.5 katrilyon olacakmış. Gelecek yıllarda bu açık dehşet tabloları gösteriyor. Bakana göre işin ucunda devletin batması söz konusu... Onun için acilen reforma gitmek lazım. Vatandaşa çalışırken insanca hizmet sunamayan, emekli olunca da gülünç ölçülerde maaş verebilen bir kurumun sür''atle iyileştirilmesi gerekir... Bir kere bu genç emeklilik mes''elesinin mutlaka halli icap eder. Ne demek 38 yaşında, 43 yaşında emekli olmak? Tartışmaya hiç gerek yok. Avrupa Birliği ülkelerinden bize en yakın olanında emeklilik hangi şartlarda ise onu aynen alabiliriz. Her halükârda 60''dan aşağı olmadığı görülecektir.
Bir de şu emekli kurumları dağınıklığını ortadan kaldırmak lazım. Nedir o SSK, Emekli Sandığı, Bağ-Kur? Bunlar tek yapıya kavuşturulmaz mı? Bakanın anlattığına göre her üç kurum, bir üst kurula bağlanacakmış. Hiç gerek yok. Netice alınacağını sanmıyoruz. Yapılacak olan bellidir. Zaten bir taraftan da kendi kendine işliyor. Özelleştirmeye gitmek lazım. En azından belli sayıda işçi çalıştıran işyerleri, kendi personelinin emeklilik maaşlarını kendileri veremezler mi? Evet; emeklilik maaşı yükseltilmeli, şimdilik SSK sonra uygun formüllerle diğerleri özelleştirilerek devlet bu garip ve ağır yükten kurtarılmalı. Yoksa eğlence konusu olma devam eder...

