Kaydet
a- | +A

Tahkim sözü ile hep Ortak Pazar''ı hatırlıyoruz.

Ortak Pazar, Avrupa''nın aynı iktisadi hayat etrafında buluşması hedefi idi. Bu hedef üç kademede aşıldı... Ortak Pazar, önce AET/Avrupa Ekonomik Topluluğu ismini aldı. Sonra hedef büyütülerek AT/Avrupa Topluluğu oldu. Bir zaman sonra ise nihaî noktaya varılarak AB/Avrupa Birliği doğdu. Avrupa''yı meydana getiren devletlerden nazara alınır cinsten olanlar, evvela bir alış-veriş beraberliği içinde olmuş, bu beraberlik, giderek en son noktada modern konfederasyon denecek bir şekle kavuşmuştu. Şimdi Avrupalı olsun olmasın bu yakınlardaki devletler, AB''ye girmek için can atıyorlar. En büyük mücadeleyi verense Türkiye. Zira Türkiye, zamanında önüne gelen fırsatı değerlendiremeyerek treni kaçırdı; geçen kompartımanlardan birinin kapısı açılsın diye elinde valizi peronda öylece bekliyor. Ülkemiz tâ 1959''da merhum Fatin Rüştü Zorlu''nun Hariciye Vekilliği zamanında Ortak Pazar''a girme müracaatını yapmışken bu istek daha sonra tavsadı... Tavsama, taraftar olanların hakkıyle gayret etmemeleri, diğerlerinin de "vatan elden gidiyor, Hıristiyanlaşıyoruz!" kaygıları yüzünden oldu. "Vatan elden gidiyor" ve "Ortak pazara girersek Hıristiyanlaşırız" diyenler aynı kamptı. Bunlar temiz insanlardı. Dedeleri, babaları bu din ve bu vatan için cephelerde ölmüştü. Kendileri de hâlâ gönül olarak Viyana önlerindeydi. Ölmek onların geçmişlerinden tevarüs ettikleri mukaddes bir vazife olduğu için vatanın üstüne kapanmak dîne kalkan olmak da haklarıydı. Evet; onlar temiz kimselerdi ama mevcut şartları soğukkanlılıkla ve olduğu gibi tahlil edemiyor, geleceği de göremiyorlardı. AB''ye girmekle insan haklarına kavuşacaklarını, zilletten kurtulacaklarını, eşitleneceklerini çeyrek yüzyıl sonra gördüler. AB''ye girmek istediler... Zaten o sırada herkes istiyordu... Hâlâ peronda bekleşenlerin önünden hızla kompartımanlar geçip gidiyor...

Şu günlerin en ziyade tartışma konusu olan "Tahkim" tarihin tekerrür etmesidir.

Ne hazindir ki dün Ortak Pazar''a daha sonra Avrupa Ekonomik Topluluğu''na karşı gelip ancak Avrupa Topluluğu önünde yeni yeni ayıkanlar, bugün de Tahkim''e set oluyorlar... Yanlış... Teknik olarak da çıplak gerçekler bakımından da.

Bir kere "tahkim" mevzuatımızda mevcut olan bir hukukî müessesedir. Uygulama alanı az. Keşke insanlar, kanunda sayılan uyuşmazlıklarda hakeme gitseler de mahkemelerin yükü bir nebze olsun azalsa. Üstelik tahkim, bir nev''î sulh olma halidir ve bu tarafıyle de İslâmidir. Hükümlerin en makbulünün ihtilafları anlaşarak çözmek olduğunu Sevgili Peygamberimiz haber veriyorlar. Dün Ortak Pazar''a muhalefet edenler, bugün "Hıristiyanlaşırız" demiyorlarsa da "vatan elden gidiyor, bağımsızlığımız tehlikede" diye telaş içindeler. Bu telaş, hem solda, hem sağda gözleniyor. Her iki tarafın da dünyaya kapalı aydınları şiddetli bir muhalefet içindeler. Yersiz bir korku yaşıyorlar. Bizi asıl korkutan tahkim değil. Tahkim prosedürü işledikten sonra tarafların üzerinde anlaşmaya vardıkları metni Danıştay''ın sağından solundan çekiştirerek tenfizden kaçınıp hüküm haline gelmesine geçit vermemesidir. Danıştay ne yapsın. Önündeki köhnemiş mevzuat onu emrediyorsa? Bu sebeple "bağımsızlık, Türk hukuku..." diye yazıp çizenlere hayret ediyoruz. Zaten bu hukuk da a''dan z''ye bugünün AB devletlerinden alınmadı mı? Böylesi hamaset bahisleri artık terk edilmeli. Bunlar internet çağının gerisinde kalan kaygılar. Sınırların sembolik olduğu bir global dünyada bütçesi,Türkiye bütçesini aşan milletlerarası dev şirketleri getirip kendi tartışmalı hukukunuza mecbur edemezsiniz. Etmeye kalkışırsanız yabancı sermaye gelmez. Yabancı sermayenin gelmemesi dövizin kaçması demektir.

Dışa açıldıkça, içerideki baskılar kalkacak, insan insanlığını bilecektir. AB''ler "Uluslararası Tahkimler" hapishane duvarlarının yıkılması gibidir... Tahkimle, ne vatan bir yere gider, ne de istiklalimizi kaybederiz. Bırakınız dünyaya açılalım. İnsanlar, insan gibi yaşasın, ülke zengin olsun.