Teröristbaşı Öcalan, 16 Şubat''ta Kenya''nın başşehri Nairobi''de teslim alınarak getirilirken uçakta yaptığı ilk konuşma ile şaşırtmıştı: Bir görev düştüğünde devlete hizmet etmeye hazır olduğundan söz ediyordu. Herkes hayretler içinde kaldı... Kitle, böylesine balondan bir adamla karşılaşacağına ihtimal vermemişti. Sonraki sahneyse kalblere su serpti... Muhakkak ki şükür secdesine varanlar olmuştur: Türk bayrağı önünde elleri kelepçeli olarak çekilen resmi, tarihî vesikadır. Bu resim, başta Güneydoğu gazileri ile şehîd yakınları olmak üzere milyonlarca vatandaşın yüce Allah''a şükretmesine vesile oldu... Böyle bir netice hayal gibiydi... Yıllarca "niçin yakalanmıyor?" diye vatandaşlarca sorulmuş, fakat bu sorular, hep cevapsız kalmıştı. Türk istihbarat elemanlarınca öldürülme ihtimali üzerinde duruluyor fakat yakalanıp getirilmesi zor görülüyordu. Bu yüzden 15 yıl boyunca bu ülke mensuplarına kan kusturan katilin bayrağımız önünde elleri kelepçeli olarak bitik ve çaresiz şekilde teşhir edilmesi şükran hislerimizi harekete geçiriyordu. Ölenler geri gelmeyecekti; doğru. Ancak kısas denen bir müessese vardı. Bugünkü ceza kanununda ismi ''kısas'' olmasa da kasden öldüreni ölümle cezalandırma müessesesi var. Bu çirkin adamsa bir kişinin değil on binlerin -kanundaki söyleyişi ile- ''asli mânevi faili.'' 30 bin kişi, onun başını çektiği bölücü eylemleri karşısında durdukları için canlarından oldular. Kimler yok ki o 30 binin içinde? Sivil halk, asker, polis, korucu, öğretmen, memur...
Lider müsveddesi bile olamayacak bu hilkat garibesi mahluk, uçakta o ilk şok açıklamayı yapıp da kendini kurtarma yoluna sapınca PKK bunun Türk emniyetinin baskıları ile söylenmiş bir ifade olduğu propagandasını yapmaya çalıştı... Şimdi ne diyecekler? Dünkü Mudanya yargılamasında henüz hüviyet tesbiti yapılırken verdiği mesajlarla canının derdinde olduğunu herkesin gözü önünde ilan etti. Dört mesaj verdi. Birincisi, ''barış ve kardeşlik için yaşaması gerektiği''ne dair iddia. İkincisi Türk Ceza Kanunu''nun 59. maddesinden yararlanmak için işkence görmediğini, bu sebeple devlete teşekkür ettiğini vurgulaması. Üçüncüsü; kendisini kandıran veya satan veya pazarlayan veya kullanan devletlere sitem ederek ''sizin yüzünüzden bu hale düştüm'' anlamında konuşması. Dördüncüsü ise şehid yakınlarının öfke şimşeklerini yumuşatmak gayesi ile onlardan özür dileyen ifadesi. Duruşma safahatı içinde erken yapılan bu açıklama samimi mi değil mi? Herhalde avukatları samimi olduğu kanaatine vardılar ki ikisi duruşmadan çekildi. Öcalan, bu dediklerinde samimi sayılırsa ikinci şok ortaya çıkmış olur. Ona hâlâ inanan varsa bunalımda olduklarına şüphe yok. Buna rağmen sağlıklı değerlendirme için biraz daha vakit geçmesi gerekecektir.
Madalyonun diğer yüzü de var. "Barış ve kardeşlik için yaşamalıyım" diyor. Bu sözün altındaki niyete dikkat etmeli. Masum gibi gelen cümlenin altındaki kasdı anlamak için mefhumu muhalifini; zıt anlamını düşünmeli. O zaman cümle şöyle olur "ben yaşamazsam, barış ve kardeşlik olmaz." Bu bir psikopatın gayet soğukkanlılıkla yaptığı bir tehdit olarak görülemez mi? Diğer taraftan yedek hakimin de yargılamada bulundurulup davanın tehir edilmemesi isabetli olmuştur. Artık, parlamento, elini çabuk tutarak vesilesi kötü de olsa DGM''leri tez zamanda sivilleştirmelidir. Aslında hukukçu hukukçudur. Rütbeli hakim demek mutlaka emir alan manasına da gelmez. Ama buna rağmen, doğrusu sivil olması gerektiğinden kaç yıldır dile getirilen bu proje hayata geçirilmeli. Bakalım Batı o zaman ne bahane bulacak. Bir de şu mübalağa yersiz "asrın davası" "yüzyılın davası" vs. vs.
Bir terörist adalet önünde yargılanıyor o kadar. Üzerinde durulması gereken dikkatlerden kaçan başka bir konu bugün bir inceliği koruyarak bu netice elde edildi. Asıl onu unutmamalı: Ya Öcalan, Türk vatandaşlığından atılmış olsaydı? O zaman ne Suriye''den çıkarttırabilir, ne geri alabilir, ne de bir Türk Mahkemesi, onu yargılayabilirdi.

