Yunanistan, Osmanlı İmparatorluğu''ndan ilk kopan parça oldu, 1826. Müstakil devlet olduğu bu tarihte küçük bir memleketti. Bilahare her fırsatta topraklarını büyüterek ilk günkü halinin on katına vardı. Yunanistan 400 yıl idaremizde yaşadı. Her millet gibi onları da sulh, sükûn, adalet ve insanlıkla yönettik. Buna rağmen "Yunan" Türkçemizde "düşman" kelimesine alem olan iki sözden biridir. Diğeri de "Moskof". "Yunan"ın "düşman" olması Birinci Cihan Harbi''nden sonra İzmir''den başlayarak, Batı Anadolu''ya çıkıp vatanımızı işgale yeltenmesinden ileri gelmektedir. Öyle bir işgal teşebbüsü ki emsali tarihte zor görülür. Girdikleri, geçtikleri her yeri ateşe vermiş, yıkmış, talan etmiştir.
İhtiyarlarımız, o günleri hâlâ gözyaşları içinde anlatırlar. Küçük, zulmünü artırarak halini unutturmaya çalışır. O devir Yunan devlet erkânı, Anadolu''yu da ilhak gibi bir ham hayalin peşinde idiler. Hak ettikleri dersi alarak def oldular. Buna rağmen Yunanistan bilhassa adalar yolu ile Türkiye aleyhinde haksız bir iktisaba kavuşmuştur. İşte bu üç nokta; idaremizde iken ilk isyanı başlatıp on kere büyümesi, büyüme ihtirasını gemleyemeyerek tâ Polatlı''ya kadar saldırması ve asla kendinin olmaması gereken noktalara kadar tabiî ve millî coğrafyamıza sokulması Yunan''ı iki düşman sembolden biri yapmıştır. Bunda biraz da Türk gençlerinin milliyetçilik hislerini diri tutma arzusunun pay ve ihtiyacı da kabul edilebilir. Esas âmilse daha başkadır.
İngilizler başta olmak üzere bir kısım batılı güçler, Yunanlılar''ı iğfal ederek Türkiye''ye karşı kullanmışlardır. Yunanistan''a giden her Türk önce çekinir. O sanır ki elde testere birtakım adamlar bir köşeden fırlayıp kendini keseceklerdir. Fiiliyatta ise tam tersi ile karşılaşır. Türk, Yunan''ın adeta aziz misafiridir. Zaten bu memlekete giden Türkler de yabancı bir yere gittiklerini unuturlar. Her şey o kadar müşterektir ki. Bu "aziz misafir" muamelesinin temelinde dile gelmeyen ama hal ile ifade edilmeye çalışılan bir özür beyanı vardır. Mutaassıp olanları hariç, Yunanlılar Türkiye''ye karşı kullanıldıklarını anlamışlardır. Aklı başında her Yunanlı, Türkiye''siz yapamayacaklarını bilir. Bunlar farkın da farkındalar. Türkler, 400 yıl boyunca ne yakmış ne yıkmış ne zulmetmişken; onlar, Ege sahillerine afet gibi girmişlerdir. Onun için görebildiğimiz kadarı ile Yunanlılar haksızlık etmiş tarafın ezikliği içindeydiler. Zaten, artık bugünkü ölçülerle Yunanistan''ın Türkiye''nin düşmanı olması mevzubahis olamaz. Dokuz milyona gerilemiş, büyüme hızı olmayan ve batının yardımı ile ayakta kalan bir devlet, neyi ile Türkiye''ye kafa tutacak? Şu gün dahi Yunan piyasasını İstanbul''a yayılan bavul ticareti hareketlendiriyor. Bunlar görülmeyecek gerçekler değil. Nitekim sağduyulu devlet adamı örneklerinden Dışişleri Bakanı Papandreu ayakları yere basan bir siyaset gütmeye başlamıştır. Onun bu siyasetini karşılıklı deprem yardımları takip etti. Şimdi Cem ve Papandreu, yeni bir dönemi projelendirmeye çalışıyorlar. Diğer "düşman" sembolümüz "Moskof"la en azından kendi şartları içinde dost olduk. Türk işadamları Rusya''yı kalkındırıyor, Türkiye''ye döviz gönderiyor. Aynı şekilde Yunanistan''la da dost olmalıyız. İşte deprem de gösterdi. "Komşu komşurun külüne muhtaç." Tarihe mal olmuş kötülükleri tarihin yargısına bırakmalı. Umarız ki dedelerinin yapıp ettiklerini bugünkü Yunanlılar da reddediyorlardır.
Kıbrıs''a gelince... Yunan devlet adamları bu konuda uyanık olup bir daha kullanılmamalılar. Bazı devletler, Yunanistan''ın Türkiye''ye yakınlaşmaması için Kıbrıs''ı alevlendireceklerdir. Dostluk arzusu ve iyi niyetle çözülmeyecek ihtilaf yoktur. Bütün Balkan ve bütün Ortadoğu devletleri, Türkiye ile dost olmalı, dost kalmalı ve dost yaşamalıdır. Bu hem tarihin, hem coğrafyanın hem de ekonominin emredici hükmü. Bunlardan önce de halkların. Bu ülkeler halkları Türkiye''yi seviyor, öyleyse yöneticiler de sevmeli... Yunan halkı -bir avuç şartlanmış hariç- Türkler''i seviyor. Yunan hükûmetleri, kendi halklarına kulak vermeli. Bizimkiler de klasik üslubu aşmalılar. Düşman olmak kolay. Dost olmak zor. Devletlerin hayatında ise ebedi dostluk ve ebedi düşmanlık yoktur.

