Türkler, zor zamanlarında Yahudiler''i hep kolladılar. Bu kollamanın ilki 1492''dir. İspanyollar''dan kaçan Yahudiler''i "Cihan Padişahı" Kanuni Sultan Süleyman Türkiye''ye kabul etti. İkinci kabulse İkinci Cihan Harbi yıllarındadır. Bu defa, Türkiye Cumhuriyeti, Nazi zulmünden canını zor kurtaran Yahudi ilim adamlarına sığınak oldu. Onlara üniversitelerimizde kürsüler verdik. Türkler''in Musevîler''e üçüncü iyiliği Adnan Menderes zamanına rastlar. Amerikan tesiri, Türkiye''nin ABD''den yardım alma mecburiyeti, Komünizm tehdidi, NATO''ya kabulümüzün tahakkuk etmesi gibi sebeplerle Türkiye, İsrail devletini tanıdı.
Bu tanıma, Arap ülkelerini çok gücendirdi ve unutulmadı. Buna mukabil, Yahudiler''in Osmanlı İmparatorluğu''nun yıkılmasında birinci elden tesirleri oldu. Sultan Abdülhamid''in iktidardan devrilmesi, çöküşü hızlandırmıştır. Hatta ana sebeptir. O, devrilmeseydi, ne Balkan Harbi çıkardı ve ne de Birinci Dünya Harbine girerdik. Sultanı deviren, Yahudi lobi ve nüfuzudur. Abdülhamid, Filistin''de Yahudiler''e toprak satmayınca Sultan''a amansız düşman kesilerek hal edilinceye kadar mücadele etmişlerdir. Ne hazindir ki Padişah''ın vermediği toprakları bir kısım Arap çiftçiler, sarı liraların cazibesine dayanamayarak endişesizce elden çıkartıp Yahudilere sattılar.
İlk iki yardım, millî karakterimizden ileri geliyor. Himayeye muhtaç olanlara el uzatmadan edemiyoruz. Tanıma, çok zayıf düşmüş bir devletin ayağa kalkma mecburiyetindeki zorlamasıdır. Geçtiğimiz on yıl Türkiye-İsrail münasebetleri en asgari seviyeye düşmüştü.
Tel-Aviv''de bir maslahatgüzarla temsil ediliyorduk. Bunu da Arap ülkeleri ile münasebetlerimizi pekiştirmek maksadı ile yapmıştık. Fakat beklenen tam mânâsı ile elde edilemedi. Dost ülkeler, mesela KKTC''yi tanımadılar. Dahası, BM''de Türkiye''nin yanında yer almadılar. Yani Türkiye, petrolden dış politikaya kadar Arap devletleri ile umulan sağlam köprüleri kuramadı. Bunlar ve gelişen yeni olaylar üzerine Ankara, Arapları yine de gücendirmemeye çalışarak, kazanılmış dostluğa zarar vermeden İsrail''le ilişkilerini yeniden gözden geçirme zaruretini hissetti. Bu istekte en arzulu taraf, İsrail''di. Her ne olursa olsun bir coğrafyada ada devleti gibi yapayalnız yaşamak kolay değil.
İlk vesile F-16''lar oldu. Tanımadan tabana inip adeta yeniden tanıma denecek günlere dönmenin altında yatan sebep sadece teknik şartlar değildir. Türkiye ve İsrail''in İran''a karşı tutumlarındaki paralellik. İsrail''in, Kuzey Irak politikası konusunda Türkiye lehine bir tavır sergilemesi vs. En önemlisi ise böyle bir yakınlaşmayı Washington''ın beklemesi. Türkiye''yi yakın ilişki kurmaya iten sebepler sıralanırken Mısır''ın yakınlaşması ile bizatihi Filistin''in İsrail''le andlaşma arayışları da hesaba katılmalıdır. Bunlar ve daha onlarca madde yüzünden Ankara, mevzuyu hissilikten ziyade doğru değerlendirmenin gereğini duyarak yeniden masaya yatırmayı uygun buldu.. 17 Ağustos Depremi''ndeki İsrail yardımı ise bir vesiledir. Aslında o yardımın Türk vatandaşlarına mı yoksa buraya gelmiş Musevi turistlere mi olduğu kamuoyunda tam anlaşılmış değildir. Ama ne olursa olsun yardıma gelinmiştir.
Son yakınlaşma ise Adapazarı''nın Hal Beldesi''nde depremzedeler için kurdukları prefabrike evler ile gerçekleşmiştir..
Üç bin vatandaşımızı barındıracak olan bu evlerin dün açılışı vardı. Açılışa İsrail Başbakanı Ehud Barak''la kalabalık bir İsrailli grup katıldı. Ziyaretin ehemmiyeti münasebetlerin ilk defa Başbakanlar seviyesinde cereyan etmesinden ileri geliyor. Barak''ı Bülent Ecevit misafir etti. Yahudiler, bu jest ile Türk milletinin gönlünü kazanmak istemektedir.
İsrail hey''eti, Adapazarı''ndan sonra Ankara''nın yolunu tutmuştur. Burada Manavgat suyunun tankerlerle ülkelerine taşınmasından, ekonomik ve savunma sanayii işbirliğine kadar bir çok mesele ele alınacaktır. Konuşulacaklara eğildiğimizde hepsinin de önemli olduğu görülüyor. Bizim açımızdan en önemlisi ise İsrail''in etki gücünü kullanarak AB''ye girebilmemizdir. Ayrıca ABD''ye gümrüksüz mal satışımız da İsrail üzerinden mümkün olabilecek. İsrail, her ne kadar ABD''nin ileri karakolu olsa da yalnızdır. Dünyaya açılan Türkiye ise dar bir ekonomi çıkmazında olduğundan her şansı deme ihtiyacındadır. Türkiye''inin handikapı İsrail''le bir takım andlaşmalar yaparken Arapları uzaklaştırma problemidir. İyi bir dış politika stratejisi ile bu handikapı aşabilir.
Filistin''le İsrail anlaşırken Türkiye''nin sürekli düşman kalması beklenemez. Zaten sürekli düşman konumundaki Arap devletleri de bugüne kadar bir varlık gösteremediler. İslam ülkeleri kabul etse de etmese de bugün bölgede İsrail diye bir memleket doğmuştur. Burada Yahudiler yaşıyor. Tarihin derinliklerinde de yaşıyorlardı.
El sıkışmaktan korkmamak lazım. Bugün böyle gerekiyorsa gereği yapılır.
Dış politikada günün şartları çok önemlidir. Türkiye''nin her fırsatı kullanarak güçlenmesi lazım. Bu İslam ülkeleri için de lazım. Anadolu, bütün Türklerin ve bütün İslamların kalbidir.
Türkiye güçlü olursa yer yüzündeki bu iki unsur rahat eder.

