Kaydet
a- | +A

Üniversiteler, genel kültür veren liselerden sonra insanı mesleğe yönelten müesseseler. Hür olmaları, müstakil olmaları ve dolayısıyla baskı altında olmamaları lazım. Son senelerde üniversiteler, nerede ise huzura hasret. Dertler türlü türlü... Başörtülü kızların örtü ile okula girmelerini engelledikten sonra sıra öğretim üyelerine geldi. Bu konuda da ne yazık ki İstanbul Üniversitesi başı çekiyor. Yani kötüde öncü.

Oysa bu üniversitemiz, dış kapısının o emsalsiz görüntüsü ile Türkiye''mizde ilmin sembolüdür. Talebe nerede ise tek kalıba sokuldu. Şimdi aynı uygulama hocalar üstünde denenmeye çalışılıyor. Baskılar, hangi boyutlara vardı ki yılların hocaları, hatta rektör adayları dahi istifa ederek İstanbul Üniversitesi''ne veda etmek zorunda kalıyorlar. Yazık...

Hakîkaten çok yazık. Her cephesi ile örnek olması gereken, huzurun, ilmin, araştırmacılığın tartışmasız bir numaralı mekânı olması şart olan İstanbul Üniversitesi, cadı kazanına döndürüldü. Talebeden hocaya herkes asap bozukluğu, tedirginlik ve huzursuzluk içinde.

Bir üniversite, hele 500 yıllık mazisi olan bir kuruluş, bir rektörün keyfî davranışlarına terk edilmemeli.

Ne üniversite talebesi emir eridir, ne üniversite mensupları. Rektör, belki -evet belki- hademelerine emir verebilir. Komutla ilmî çalışma olmaz, ideoloji ile, peşin hükümle hiç olmaz. İstanbul Üniversitesi''nde yaşananlar, artık Avrupa''daki Türkler''i dahi rahatsız etmeye başladı. Münih''ten e-mail gönderen bir üniversiteli genç kız, İstanbul Üniversitesi rektöründen Alman hocalarına bahsettiğini, onların kendisini hayretle dinledikten sonra bu rektörün demokrasiye düşman olup olmadığını sorduklarını yazıyor.

İlginç olan mektubu gönderen üniversitelinin Alevi olması, başı açık olması ve başını örtmeyi de düşünmemesi. Buna rağmen İstanbul Üniversitesi''nde insan haklarına reva görülen antidemokratik tatbikatı bütün dünya üniversitelerine duyurmak için kampanya açmış bulunuyor. Yazdığı protesto metninin ilk suretini de malûm rektörle bize yollamış. Rektörü esaslı şekilde silkeliyor.

Hadi dün laiklik, Atatürkçülük, irtica kavramları suiistimal edilerek onbinler kapı önüne kondu. Peki bu doçentler, ak saçlı profesörler neden istifa ediyor? Onlar gözlerini bu üniversitede açmış, hayatlarını o çatı altında harcamışlardı. YÖK''ün, devletin mes''eleye artık el koyma zamanı gelmedi mi? Adamın imtiyazı ne, bu cesareti kimden alıyor? Huzur olmayan bir yerde ilim tahsil edilebilir mi? Zaten -maalesef- bugün birçok üniversitemize ilim değil, dedikodu, adam kayırma, ayak kaydırma, çamur atma gibi haller hakim.

Hele o KPDS denen dertten şikâyetçi olmayan genç ilim adamı yok. Neymiş yabancı dil imtihanından 60 değil de 58 almış. Almışsa ne olmuş? Ne olmuşu şu. Bunu alan araştırma görevlisinin onca yıllık üniversite hayatı bitiyor. Galiba bu yolla Anadolu üniversiteleri gözden düşürülüp ortadan kaldırılacak.

Üniversite huzursuz. Üniversitenin huzursuz olması binlerce ailenin huzursuz olması demek. Gerçek ilim mekânları, huzursuzluk değil huzur yayar. Üniversiteler batmadan bu gidişata derhal el koymalı. Üniversite dört duvar değildir. Rektörün çiftliği hiç değil.