Kaydet
a- | +A

İslam âlimleri, şairleri, mütefekkirleri, mutasavvıfları... zaten dört hususiyeti, yani, ilim, san''at düşünürlük ve kalb mütehassıslığını daha nice hünerlerle birlikte kendilerinde cem ve mezc etmişlerdir. Bir İslam âlimi, önce mutlak hakikate teslim olmuş, sonra o hakikatin tahkikine koyulmuştur. Hakikatle hikmet arasını pırlantadan mısralarla dokur. Maksat hep aynıdır. Ezelî ve ebedî kudret sahibine hürmet, kullarına hizmet. İnsan, sonsuzluk yolcusudur. Yol çapraşık ve uzun, yolcu, yalnız ve zayıf, yol tehlikeli, zaman sanki daima gecedir.

Bu sebeple tasavvufun kutup yıldızları insana rehber olurlar. İslam âlimlerinin en bariz tarafları eskimemeleridir. Onlar moda düşünceler taşımazlar. İster ''âlim'' deyiniz, ister ''veli'', ister ''mütefekkir'' onlar seçilmişlerdir. Zaman geçer, devran döner, insan değişir. Onlar hep aynı yüksek noktadadır. Güneşin yerinde durup arz küreyi aydınlattığı gibi çağları aydınlatırlar.

Onları her çağın akranı ayrı üstünlüğü ile tanır. Veya her okuyan ihtiyacına göre anlar. Tabib daima aynıdır. Hastalar farklı kimseler olur. Onların buyurdukları, satırları, mısraları tükenmez hikmetler gibi yaşayıp gider.

Yalnızca akla dayanan, yalnızca tecrübeden mahsul elde etmeye kalkışan, kendinde başlayıp kendinde biten yarım âlimlerin zıddına gerçek ilim ehli, hiçbir şeyi kendine mal etmeden bir önceki üstaddan hareketle güzellikler neşr eder.

Vücudu ile Anadolu toprağına, eserleri ile maneviyat âlemimize bereket olan Mevlana Celaleddini-i Rûmî hazretlerinin bir sözü, insan davranışını tahlil eden münakaşasız bir kimya formülü gibi. Bu tesbitte insanın büyük macerası bir cümleye sığdırılmış. Hani Sevgili Peygamberimiz''in , sallallahü aleyhi ve sellem, üstünlüklerinden biri de az sözle çok anlam ifade buyurabilme kerametleridir. Bu meziyet, aynen İslam âlimlerinde de mevcut. Onlar, Resulün vârisi olduklarından ilahi kudret, kelamlarını bu nimetle ziynetlendirmiş.

Şems-i Tebrizî hazretlerinin talebesi diyor ki: -İnsanoğlu öyle bir mahluktur ki ona bazen melekler gıpta ederler ''keşke biz de insan olsaydık'' diye. Bazen de şeytan, insan olarak yaratılmadığı için haline şükreder... İşte insanın ötelere giden yolculuğunda bataklıkla has bahçe, zirve ile uçurum arasındaki halini en nefis şekilde billurlaştıran ifade. İns soyu, dişi ile tırnağı ile çalışa çabalaya zirveyi bulmuşken uçuruma düşebiliyor. Cüz''i iradeye hükmetmedeki acz birden her şeyi bozuyor. Güllerle gülerken günahın dikenleri ile kanıyor.

İnsan, sadece görünen maddi varlıktan ibaret değil. O, onun ilerisinde. İnsanı anlamak ne kadar zor. Dışındaki, insanı anlayamıyor. Tuhafı, insan kendi kendini de anlayamıyor. Sırlarla dolu bir fani. Bir okyanus. Bir taraftan eşrefi mahlukatken; başında yaratılmışların en yükseği olma tacını taşırken bir taraftan da haramın tehdidi altında. Bu da belki devamlı pişmanlık hissi için insanın ayağına takılan bir pranga. Kendini üstün görmemeli.

İyi ki tövbe var.

Günahla kirlenen kalb tövbe ile yunup yıkanıyor. Sevapla ferahlıyor. Hasılı insan, âlemin özü. Anlamak zor, anlatmak zor, insan olmak zor.