Son günlerde sıkça duyar olduk; “Nüfus artış hızı düşüyor.”
Rakamlar konuşuluyor, grafikler paylaşılıyor. Ama aslında mesele istatistiklerden çok daha fazlası. Bu, bizim evlerimizin, sofralarımızın ve geleceğimizin hikâyesi.
Eskiden düğün denince kalabalık sofralar kurulurdu. Mahallece bir araya gelinir, her evden çocuk sesleri yükselirdi. Şimdi ise o sofralarda sandalyeler birer birer eksiliyor.
Peki ne değişti? Elbette ekonomik şartların etkisi büyük. Bir ev kurmak, bir çocuğu büyütmek artık ciddi bir yük. Bugün evlilik kararını zorlaştıran bir başka etken de değişen beklentiler. Artık birçok genç için yuva kurmak, sadece iki insanın bir araya gelmesi değil; belirli bir yaşam standardına ulaşmak anlamına geliyor. “Her şey hazır olsun, öyle başlayalım” düşüncesi giderek yaygınlaşıyor. Ev, eşya, konfor… Bunlar elbette önemli ama bazen ihtiyaç ile beklenti arasındaki çizgi bulanıklaşıyor.
ÇEYİZLER DE DEĞİŞTİ!
Şuna da dikkat çekeyim son 10 senede bu durum hızla değişir oldu. Ben evlenirken "eşyadan ziyade kafamızı sokacak bize ait bir evimiz olsun, ana ihtiyaçlarımızı tamamlayalım gerisini zamanla hallederiz" diye yola koyuldum. Öyle de oldu, inanın her şeyin hazır olması bir yana eksikleri heyecanla, zamanla tamamlamak bile büyük bir mutluluktu bizim için. Şimdiki tabloda durum çok farklı, genç bayanlar en gereksiz sırf markalaşmış ürünler için deli paralar döküyor. Oysa geçmişte daha az imkânla daha güçlü bir dayanışma duygusuyla yola çıkılıyordu.
Sonra "evlilik çok masraf, önce hayatımız düzene koyayım" deniliyor ve yaş ilerledikçe ilerliyor... Çocuk sahibi olmak ise çoğu zaman erteleniyor.
Ama mesele sadece ekonomi değil. Biraz da güven ve sabır meselesi. Artık birçok şeyde olduğu gibi ilişkilerde de “tüketim” alışkanlığı hâkim. Küçük sorunlar büyüyor, çözmek yerine vazgeçmek daha kolay geliyor. Oysa eskiden aile demek, zorluklara birlikte göğüs germekti. Şimdi ise daha sorun büyümeden geri çekilme eğilimi var.
DURUM SADECE BİR SAYIDAN İBARET DEĞİL!
Nüfusun azalması sadece sayısal bir veri değil. Aynı zamanda bayram sabahlarında eksilen el öpmeler, dede-nene dizinde anlatılan hikâyelerin azalması demek. Aile küçüldükçe, aslında toplumun sıcaklığı da azalıyor.
Biz, güçlü bağlarını aile üzerinden kuran bir toplumuz. Eğer bu yapı zayıflarsa, mahalle kültürü, dayanışma ve o tanıdık sıcaklık da yavaş yavaş kaybolur.
Belki de çözüm sadece ekonomik desteklerde değil. Birbirimize olan güveni yeniden hatırlamakta, aile olmanın değerini yeniden anlamakta.
Çünkü hiçbir istatistik, bir çocuğun gülüşünden daha kıymetli değil. Hiçbir veri, aynı sofrada toplanan bir ailenin huzurunu ölçemez.
Soframızdan bir sandalye daha eksilmeden, o bağı yeniden hatırlamanın zamanı gelmedi mi?

