Kurban Bayramı geliyor… Kimi memlekete gitmenin, kimi aile büyükleriyle aynı sofraya oturmanın, kimi de uzun zamandır görmediği akrabalarına kavuşmanın heyecanını yaşıyor. Bana sorarsanız bayramlar biraz da yol hikâyesidir. Arka koltukta uyuyakalan çocuklar, camdan dışarı bakıp “Daha gelmedik mi?” diye soran minikler, yol üstü molalarında içilen çaylar, mis gibi kokan tostlar, edilen sohbetler… Eminim hepimizin hafızasında böyle anılar vardır.
Gelelim bayram yolculuklarına... Bizim için bu yolculukları da ayrı bir yeri vardı. Arka koltukta kardeş kavgası yapılır, cam kenarı için mücadele edilir, yol boyunca tabelalar okunurdu. “Daha gelmedik mi?” sorusu yolun değişmez cümlesi olurdu. O yol resmen yaşanırdı, çünkü yolculuk sadece bir yerden bir yere gitmek değil, anı biriktirmekti.
BUNUN DA TADI KALMADI
Şimdi ise manzara biraz değişti. Uzun yola çıkan ailelerin büyük kısmı, çocuklar sıkılmasın ya da yolculuk sessiz geçsin diye daha araca biner binmez telefon ya da tableti çocukların eline sıkıştırıyor. Sonrası saatlerce aynı görüntü… Baş öne eğilmiş, gözler ekrana kilitlenmiş, dış dünyayla bağı kopmuş çocuklar. Yol boyunca ne dışarıdaki manzarayı görüyorlar ne aileleriyle sohbet ediyorlar ne de yolculuğun ruhunu hissedebiliyorlar.
SESSİZ YOLCULUĞUN BEDELİ
Daha acısı, birçok anne baba bunu farkında olmadan bir “kolaylık yöntemi” olarak görüyor. Çocuk sessiz kalınca yol daha rahat geçiyor sanılıyor. Oysa o sessizliğin içinde çocukların dikkatini, merakını, sosyal becerisini ve çocukluğunu yavaş yavaş ekranlara teslim ediyoruz. Bayram gibi insan ilişkilerinin güçlendiği, aile bağlarının tazelendiği günlerde çocukların saatlerce sanal dünyanın içine hapsedilmesi gerçekten düşündürücü.
Çocuk dediğiniz şey hareket eder, soru sorar, etrafı inceler, sıkılır, konuşur, güler, koşar. Bunların hepsi gelişimin bir parçasıdır. Sürekli ekran karşısında duran çocuk ise gerçek hayattan uzaklaşır. Bir süre sonra dedesiyle sohbet etmek yerine video izlemeyi, akranlarıyla oyun oynamak yerine ekrana bakmayı tercih eder hâle gelir. Çünkü kolay olan budur.
NELER YAPABİLİRİZ?
Oysa küçük değişikliklerle bambaşka bir bayram mümkün. Yol boyunca çocuklarla oyun oynanabilir. Plaka tahmin oyunları, kelime oyunları, birlikte şarkı söylemek bile yeterli. Camdan gördüğü şeyi anlatmasını istemek bile onun dikkatini ve hayal gücünü geliştirir.
Bayram ziyaretlerinde çocukları sadece bir köşeye telefonla bırakmak yerine akranlarıyla oynamaya teşvik etmek gerekiyor. Sokakta koşsunlar, top oynasınlar, büyüklerinin elini öpüp sohbet etsinler, mutfakta bir şey hazırlasınlar, bayramın içine karışsınlar. Çünkü çocukluk ekrana sığacak kadar küçük değil.
Belki de bu bayram çocuklara vereceğimiz en büyük hediye biraz daha fazla “gerçek hayat” olur.
Direksiyon başında olanlar ve yola çıkacaklar, lütfen trafikte daha dikkatli olun. Türkiye yine bayram yolculuğuna çıktı. Bu yüzden biraz daha sabır, biraz daha dikkat, biraz daha tedbir. Hızlı gitmektense sağ salim varmak daha önemli. Geç gidin ama mutlu gidin… Şimdiden herkesin bayramını kutluyorum...
Not: Kavurmanın da dozunu kaçırmayın :)

