Türkiye'nin en başarılı oyuncularından biri olan Ozan Güven'in sosyal medyaya düşen görüntülerini izlerken şaşkına döndüm.
Muhtemelen siz de görmüşsünüzdür. Ozan Güven, meslektaşı Mehmet Aslantuğ ile birlikte Kadıköy'de bir mekâna gidiyor. Masalarında oturdukları sırada bir kadın yanlarına yaklaşarak yüksek sesle "Failler dışarı" sloganı atmaya başlıyor. Ardından bazı müşteriler de bu tepkiye katılıyor. Kimi alkışlıyor, kimi sloganlara eşlik ediyor, kimi ise yaşananları sessizce izlemeyi tercih ediyor.
Görüntüleri birkaç kez izledim. Her seferinde aklıma aynı soru geldi:
"Ne oluyor yahu?"
Çünkü karşımdaki manzara protestodan çok, bir insanın kalabalık grubun hedefi hâline getirildiği linç atmosferini andırıyordu. Beni en çok etkileyen detaylardan biri ise Ozan Güven'in tavrı oldu. Herhangi bir tartışmaya girmiyor, karşılık vermiyor, sadece sessiz kalıyor. Yaşananlara rağmen sakinliğini korumasını takdir ettim.
DENİZ BULUTSUZ MESELESİ
Elbette bu olaydan söz ederken geçmişte yaşananları görmezden gelmek mümkün değil.
Ozan Güven ile eski kız arkadaşı Deniz Bulutsuz arasında yaşananlar uzun süre kamuoyunun gündeminde yer aldı. Bulutsuz'un şiddet gördüğü iddiasıyla yargıya başvurmasının ardından süreç mahkemeye taşındı ve Güven, yargılandığı davada "kasten yaralama" suçundan hapis cezası aldı.
Bu dosyanın ayrıntılarını merak edenler süreci araştırıp kendi değerlendirmelerini yapabilir. Ancak benim bugün üzerinde durmak istediğim konu davanın kendisi değil; bir insanın kamusal alanda maruz bırakıldığı muamelenin sınırları.
ALKIŞLANAN BİR UTANÇ
Dönelim geri konumuza, çok da dağılmasın istiyorum. Ozan Güven'e yönelik tepkileri herkes farklı değerlendirebilir. Ve hepsi de tartışılabilir. Ancak tartışılamayacak bir şey varsa o da bir insanın kalabalık bir grup tarafından linçlenmesinin normalleştirilmesidir.
SÖZDE ŞİDDETİ ELEŞTİRİRKEN ŞİDDET UYGULAMAK NE DEMEK?
Bir grup insan slogan atıyor, alkışlarla baskı kuruyor. Bir insanın bulunduğu ortamdan ayrılması için toplu bir psikolojik baskı uygulanıyor. Daha da acısı, bunu yapanların bir kısmı kendilerini haklı ve erdemli görüyor.
Peki gerçekten öyle mi?
Bir sanatçıyı sevmediğiniz için onu izlemeyebilirsiniz. İşlerini boykot edebilirsiniz... Fakat bir masanın etrafını görünmez bir mahkeme salonuna çevirmek, kendinizi savcı, hâkim yerine koymak değil de ne?
KALABALIĞIN GÜCÜ!
O görüntülerde beni en çok rahatsız eden şey, sloganların kendisi değil, insanların bundan adeta bir keyif alıyor gibi görünmesiydi. Utandırmak, sıkıştırmak ve toplum önünde küçük düşürmek artık bazıları tarafından aktivizm olarak görülüyor.
Oysa bu tam olarak nedir biliyor musunuz? Kalabalığın gücüne yaslanarak bir insanı hedef göstermek.
ADALET İLE İNTİKAM ARASINDAKİ FARK
Kadın haklarını savunmak son derece meşru ve gerekli bir mücadeledir. Ancak bu mücadele, hukuk devleti ilkeleriyle çeliştiği anda kendi meşruiyetini de tartışmaya açar. Bir kişiyi eleştirmek başka şeydir, onu ömür boyu kamusal alandan silmeye çalışmak başka şey.
Toplum olarak adalet ile intikam arasındaki farkı korumak zorundayız.
Ozan Güven'e yönelik tepkiyi haklı bulanlar da olabilir, haksız bulanlar da. Ancak üzerinde düşünülmesi gereken asıl mesele şudur: Bir insanı beğenmemek, onu istememek ya da geçmişteki eylemlerini affetmemek; o kişiyi bulunduğu her ortamdan kovmaya çalışmayı meşru hale getirir mi?

