Mutfaktaki fiyat yangını sönmüyor. Market arabasını her dolduruşumuzda aynı gerçekle karşılaşıyoruz: Etiketler sürekli değişiyor, ama hissedilen yük hep ağırlaşıyor.
Bu hikâye sadece tüketicinin cebine sıkışmış bir mesele değil. Asıl tablo, üretici ile tüketici arasındaki giderek büyüyen uçurumda gizli.
EMEK ÇOK KARŞILIK YOK!
Çiftçi, ürününü çoğu zaman maliyetine bile satamıyor. Girdi maliyetleri artarken kazanç azalıyor. Emek yoğunlaşıyor ama karşılığı küçülüyor. Bu tablo, üreticiyi her geçen gün üretimden uzaklaştırıyor.
FİYAT RAFLARDA KATLANIYOR
Aynı ürün, tarladan çıktıktan sonra market rafına gelene kadar birkaç kat pahalanıyor. Nakliye, depolama ve işletme giderleri elbette var. Ancak asıl artış, zincirin ortasında oluşan kontrolsüz kâr yapısında ortaya çıkıyor.
Üretici kazanamıyor, tüketici ulaşamıyor. Buna karşılık zincirin arasında yer alan yapılar, bu farktan beslenen bir düzende büyümeye devam ediyor. Sorun artık sadece ekonomik değil, yapısal bir dengesizlik haline gelmiş durumda.
ZAYIFLAYAN ÜRETİM DÖNGÜSÜ
Kazanmayan üretici, üretmekten uzaklaşıyor. Bu da uzun vadede arzı zayıflatıyor. Köylerde “ekmesem mi?” sorusu daha sık duyulur hale geliyor.
Tüketici daha az alıyor, üretici daha az üretiyor. Aradaki zincir ise giderek daha maliyetli hale geliyor. Sonuç, hem şehirde hem kırsalda hissedilen ortak bir ekonomik sıkışmışlık.
Bu mesele artık sadece fiyat meselesi değil. Üretimden tüketime kadar uzanan zincirde adaletin yeniden kurulması gerekiyor. Aksi halde hem üretici hem tüketici aynı kaybın içinde kalmaya devam edecek.
UÇURUM BÜYÜDÜKÇE KAYIP DERİNLEŞİYOR
Toprağın emeği değersizleşirken, rafların yükü artıyor. Ve bu denge bozuldukça kaybeden sadece bir kesim değil, tüm toplum oluyor.

