Kaydet
a- | +A

Sabır numunesiydi

Evliyânın büyüğü, "Alâüddîn-i Sabîr". Sabır numunesi ve kerâmet sâhibidir. "Ferîdüddîn Genc Şeker", yetiştirdi bu zâtı. O, hem kayın pederi, hem de olur üstâdı. "Rabbinin aşkı" ile yanıyordu bilhassa. Kabûl olunuyordu ağzından ne çıkarsa. Bir an gâfil değildi Allahü teâlâdan. Yâni aslâ Rabbini unutmazdı o bir an. Öyle büyük bir velî idi ki bu zât yine, İnsan, kuş ve hayvanlar koşardı hizmetine. Onlar bile anlayıp onun büyüklüğünü, Gelip, süpürürlerdi dergâhının önünü. Ve lâkin insanlardan ettiyse her kim inkâr, Büyük sıkıntılara oldular hep giriftâr. O, binyüzdoksanaltı mîlâdî senesinde, "Hirat"ta doğmuş idi bir Cumâ gecesinde. O, dünyâya gelince, yukarıya baktı ve, Dam açılıp, semâdan bir "Bulut" indi eve. Çocuğun üzerine indi ve kalktı tekrar. Yükseldi yavaş yavaş, tâ ki semâya kadar. Ne zaman ki bu "Velî" teşrîf etti dünyâya, Gark oldu Hirat şehri, mis gibi râyihaya. O, bâzan emmiyordu annesinin sütünü. Yâni oruç tutardı, emmeyip bâzı günü. Büyüdükten sonra da, yemezdi genellikle. Hep idâre ederdi "Bir lokma" ekmek ile. Konuşmaya başladı az daha toplıyarak. "Lâ mevcûde illallah" söyledi ilk olarak. Babası vefât etti, beş yaşına gelince. Bir sene konuşmadı, o vefât eyleyince. Yedisine basınca, bayram günleri hâriç, Her gün oruç tutardı, hem ara vermeden hiç. Öyle ki, yapmıyordu hem de sahur ve iftâr. Dört beş günde "Bir lokma" ekmek yerdi, o kadar. O yaşta, "Teheccüd"e kalkardı muntazaman. Allahü teâlâya vermişti kendini tam. Vâlidesi çok ısrâr ettiyse de pek fazla, Yine de, karyolada yatmaz idi o aslâ. Annesi görüyordu onun bu hallerini. Ve lâkin üzülmekten alamazdı kendini. Bir gün dedi: "Evlâdım, sen henüz bir çocuksun. Ne için bu kadar çok riyâzet yapıyorsun? Çok değil mi bu yaşta bu cefâ ve eziyet? Ben, çok üzülüyorum sen çektikçe riyâzet." Dedi ki: "Anneciğim, bu, hiç değil elimde. Ben, yanmak istiyorum Rabbin muhabbetinde. Diyorum ki, kavursun beni aşk-ı ilâhî. Bana, böyle yaşamak, daha tatlı Vallahi."

ÖNE ÇIKANLAR