Sayın Yıldırım, ben bu satırları çarşamba sabahı yazıyorum, siz perşembe sabahı Lyon''dan uçakla İstanbul''a dönerken okuyacaksınız. Önce sözünüzü hatırlayalım: "Medya kendi içindeki pislikleri temizlesin kardeşim. Geçmişte hata yapıp, bugün müdür seviyesine gelenler yok mu? Sahtekârlık yapmışlar. Bu kadar açık söylüyorum.Yani medyada spor müdürü olarak sahtekârlık yapmış ve bundan dava görmüş insanlar var." Peki. Daha önce de bir konuşmanızda, "Fenerbahçe''yi karıştırmak için haber yapıyorlar. Fakat habere isim koyamıyorlar. Açık olun. Madem haber yapıyorsunuz isminizi de koyun, görelim" demiştiniz. Şimdi ben soruyorum; yukarıda kast ettiğiniz spor müdürü kimdir? Yoksa spor basınını karıştırmak için "öylesine" mi söylediniz?
Bülent Yavuz transfer oldu
Geçtiğimiz günlerde, Star gazetesinin kuruluş yıldönümü gecesinde, ilginç bir olay oldu. Spor spikeri Ertem Şener taklitleriyle ünlüydü.
Cep telefonunu çıkardı, sesini dışarıdan duyulacak konuma getirdi. Etrafında toplanmış muhabir ve spor yazarlarının duyacağı şekilde, tuttu eski hakem Bülent Yavuz''u aradı: - Hocam rahatsız ettim, ben Şansal Büyüka. - Merhaba Şansal Abi. Nasılsın? - Teşekkür ederim hocam... da, iyi değilim. - Hayırdır? - Yahu bu Erman''la başım dertte. Kaprisleri bitmiyor. Sonra dilinin ölçüsü yok. Ağzına geleni söylüyor yayında...
- Evet... - Başıma iş açacak bi gün. Para pul konularında da sıkıntı veriyor. - Anladım. - Diyorum ki hocam, sen benimle çalışır mısın? - Yau Şansal Abi, biliyorsun seni severim. Yani seninle hep şeyetmişizdir. Yani.. Ben şimdi bu TRT ile yeni sözleşme yaptım.
- Hocam, sana ayda 15 bin dolar veririm, o sözleşmenin tazminatını filan da onunla ödersin. - Şansalcığım... Nasıl şeyetsem yani... - Hocam, yirmi bin dolar; son! - Tamam yani.. Tamam da.. Yani prensipte anlaştık. Ben bi şeyedim.. Tamam yani.. Anlaştık anlaştık.
Bir garip adam... Adı Reşid Halid Gönç...
Hayatı, bir yazı ustasının benzetişiyle "büyük bir sürahideki suyu, bardak bardak anılar sürahisine taşıyıp dökmek" diye düşünürsek, sert ve tatsız bir sürahi musluk suyu düşer onun payına... Fakir... Geçirdiği kaza sebebiyle çenesi çarpılır ve insanların arasına pek çıkmaz hale gelir. Bir gazetede arşiv için ayrılmış odada, yere serdiği gazete kağıtları üzerinde yatar, kalkar.
Gazeteci olamayınca ünlü gazetecilerden birer vesikalık fotoğraf ve birer cümle toplar küçük kağıt parçalarına... 1930''lardan 1966''ya kadar.. Aklınıza kim gelirse... Orhan Veli''den Ahmet Haşim''e, Ercüment Ekrem Talu''dan Hikmet Feridun Es''e... Herkesten bir fotoğraf, bir cümlecik... ...
Hayatı boyunca başına pek çok kaza gelen Reşid Halid''in ölümü de Orhan Veli''nin ölümü gibi bir düşme sonucu gerçekleşir. 1966 yılında, bir bayram günü, gazeteden aldığı davetiye ile gittiği Aksaray''daki bir tiyatronun merdivenlerinden düşer ve komaya girer. Kısa bir süre sonra da ölür.
Ölümü üzerine Tahir Alangu şunu söyler: "Reşid Halid Gönç, Bab-ı Ali''ye ilk düştüğü gün komaya girmiş, bir daha da kendine gelememiştir. Yazık, pek yazık..." İşte topladığı o küçük kağıtlardan ilginç laflar: ... "İnsan için bence en şerefli ilim, haddini bilmektir." (Fazıl Ahmet Aykaç) "Dünyada ölümsüzlük olmasa idi, dünya çok öldürücü bir yer olurdu." (Mustafa Baydar) "Bin dokuz yüz otuz tevellütlü, Hasan Muhittin oğlu Ahmet Uran Baran bir tarihte mürekkep yaladı. Daha tadını bile alamadan polisten sopa yedi." (Ahmet Uran Baran) "Biz süslü fakirleriz. Manşetlerde yaşar, küçük ilanlarda ölürüz." (Ayhan Hünalp) "Erkekler kadınlardan doğdukça kusurlu olmaktan kurtulamayacaklardır." (Oktay Fülye) "İşte size iki satırlık bir yazı ki, hayatım gibi mânâsı yok..." (Aka Gündüz)
"Vallahi parasız yazı yazmak, borç para vermeye benziyor... Müsaade edin daha fazla kazıklanmayayım." (Hikmet Feridun Es) (Reşid Halid Gönç, Bab-ı Ali''nin Hatıra Defteri)

