Yahya Kemal''in, üstad Münir Nurettin''in bestesiyle ölümsüzleşmiş dizelerinin başı böyledir. Pekii, şimdi bunun yeri midir? Satırlar bittikten sonra ben karar verdim ama, bir de siz vereceksiniz.
Türk Milli Takımı bu akşam bana göre grubun en takım gibi takımı olan Danimarka ile baraj vizesinin ilk sayfasını alabilmek için oynayacak. Alır veya alamaz. Benim diyeceğim başka. Bugün gazeteleri okuyorum, televizyonları izliyorum, spor medyasında Alpay, Fatih, Hakan Şükür ve Ergün''ün kadroya alınışlarına bir sitem havası estiriliyor. Bu oyuncularımıza son kullanma tarihi geçmişler olarak yaklaşan medya, aslında ne yazık ki kurtuluşun da bugün bu futbolculara bağlı olduğunun farkında değildir. Aynı medyanın dün, çarpışan otomobillerden kurulu kadronun böyle bir grupta nereye düştüğünün, ne hale geldiğinin farkında olmayışı da hayli şaşırtıcı ve düşündürücüdür. Böyle bir spor medyası olan ülkeden dünya üçüncüsü bir Milli Takım, UEFA ve Süper Kupa şampiyonu bir kulüp takımı çıkmışsa bana göre bu inanılmazdır.
Evet, Türkiye futbola gönül vermiş bir ülkedir. Bundan 7-8 yıl önce yapılmış bir araştırmanın sonucunda, futbolla ilgilenenlerin oranı yüzde 84.7 gibi müthiş bir rakamla kucaklaşmıştır. Ama ne var ki, aynı Türkiye böyle bir tutkunun, böyle bir sevginin içinden hem de mükemmel futbolcular kuşakları bulmuşsa da, sistemsizlik ve dağınıklık yüzünden uluslararası alanda hep farklı faciaların altında kalmıştır. Taa ki, G.Saray''daki yabancılarıyla birlikte 13-14 oyuncunun aynı döneme rastlamış futbolcularını bulana kadar. O ekip Milli Takım''da da Alpay, Rüştü ve son katılım Yıldıray''la ülkesinin milli formasına da bir uluslararası unvan kazandırmıştır.
Burada çok önemli bir ayrıntının altını da çizmek istiyorum. Şayet o ekibin oyuncularının tamamı Fatih Terim''in elinden geçmeseydi, -bunu Alpay ve Rüştü için yazıyorum-, ya da ikişer üçer başka başka takımlara dağılmış olsalardı sistem, mantalite, felsefe ve ilke farklılıkları yüzünden biz yine ne UEFA Kupası''nı, ne Süper Kupa''yı kazanabilir, ne de dünya üçüncüsü olabilirdik. Tekrar ediyorum; bir iyi takımın parçaları hepsi aynı takımın içinde bulunmakla Türkiye 90 yıllık ayıbını örtmüştür.
Şimdi şöyle bir bakalım. Geri dörtlünün sağ kanadında Fatih veya Ümit Davala. Göbeğinde Alpay''la Bülent. Ya da bugün anlaşılmaz biçimde Beşiktaş kadrosunun dışında kalmış Emre Aşık. Solda Hakan Ünsal veya Ergün. Ortada Okan Buruk veya Ümit Davala, Tugay, Suat veya Emre. Solda Emre veya Ergün. Taa en solda Hasan Şaş. İleride Hakan Şükür, Arif Erdem ve de son dönemlerde Yıldıray. Siz, bir biri içinde müthiş alternatiflere sahip böyle bir kadroyu bugün Türk Milli Takımı''nın forması içinde görebiliyor musunuz? Bundan böyle bir 15-20 sene daha görebilmeniz mümkün müdür? Keşke yanılıyor olsam da, 3-5 sene içinde görülebilse. Bu nedenle hâlâ krampon giyebiliyorlarsa, hâlâ bir formanın içinde bulunup sahaya çıkabiliyorlarsa Hakan Şükür, Alpay, Ergün, Fatih ve Okan''a kuşkulu gözlerle bakmak, hem milli formaya ihanettir, hem de futbol bilgisi açısından fukaralıktır.
Bu satırların yazarı, Milli Takım''ın emeklediği günlerde savunmasının üçüncü sınıf konumuna geldiğini de yazmıştır. Ben o savunmada göreve soyunan arkadaşları çok iyi niyetli, özverili olarak alkışladım. Ama Milli Takım''ın, hele hele kendi seviyesinde veya üstünde olan hiç bir rakibi karşısında duramayacaklarını da hep yazdım, hep söyledim. Şimdi Terim hoca tarafından yeniden umut olarak çağrılan, bundan evvel ne gelmiş ve de bundan sonra gelmesinde umut görmediğim o altın kuşağın çocukları, bir tuhaf hocanın rötar yaptırdığı Milli Takım''ı hedefine götürebilme şansını taşımaktadırlar. Haa, bu çocuklar tabii ki 10 sene daha, veyahut ne bileyim nüfus kağıtlarının durumuna göre 4-5 sene daha bu işlevi sürdüremezler. Terim hoca bana göre keşke Ümit Davala''yı da çağırsaydı. Bu çocuklarına sarılarak kaçan treni yakalamaya çalışmaktadır. Şayet 2006''ya gideceksek, bir 8 aylığına daha bu çocuklar kadroda bulundurulmalı, aralarına da meçhul zamanda bir şeyler yapabilme umudu görünenler serpiştirilmelidir.
Ben diyorum ki, G.Saray''ı iki Avrupa Kupası''yla taçlandıran, Milli Takım''a dünya üçüncülüğü apoletini takanlarla yola çıkıp, işler garantiye alındıktan sonra umut verenler araya alınmalı ve öyle hedefe yönelinmeliydi.
Şimdi toparlıyoruz; Türk futbolu hiç bir zaman genelde Batı''ya kafa kaldırmamış, devrim yapmamıştır. Sadece ve sadece G.Saray''ın iki Avrupa Kupası kazanan kadrosu ve onun Milli Takım''a yansıması, Türk futboluna bir Lale Devri yaşatmıştır. Umut ederim ki, hemen kısa gelecekte bugün kadroya çağırdıkları için yan gözle bakılanlar tribüne çıktığında, sahada kendilerinin yapabildiklerini becerebilenleri görsünler. Benim yaşım belki yetmez ama onlarla neredeyse yarı yarıya farkımız olduğundan, onlar adına umutlanayım, bu bile yeter.

