(hikâye: 333)
Yirmi beş yıl öncesinden kalma bir arkadaşım geldi geçenlerde... "Bekârhane" dostuyduk; o zamanlar ben yine gazetede çalışıyordum, o ise matbaada...
H - Neredesin yirmi beş yıldır kardeşim, dedim doğal olarak... Çayının kalan kısmını tek ve uzun bir yudumda bitirerek bardağı koydu, ceketini düzeltti, bir süre sessizce suratıma baktı. - Dinle, dedi. Arkama yaslandım.
H - O zamanların dostluğu bir başkaydı. Birbirimizin bulaşık kaşığını, kirli elbisesini kullanır, hatta sigara yarısını içerdik, biliyorsun. Ama yirmili yaşın getirdiği çekingenlikten midir, hiç aşktan söz edemezdik. Ben o günlerde evlenmeye karar vermiştim. O gün de, bugün de, hem senin, hem benim herkesten çok sevdiğimiz büyüğümüze durumu anlattım.
Bana birisini tavsiye etti, "Görüş" dedi, "Eğer beğenirsen..." Birkaç gün içinde söylenen kişiyle görüştüm. Ama bu aslında formalite bir görüşmeydi. Çünkü benim sevdiğim biri vardı. Ama ben bunu o büyüğüme söyleyememiştim. Formalite görüşmenin ertesi günü, kızı beğenmediğimi dolaylı ifadelerle anlatan mektubumu götürüp, o büyüğümüzün sekreterine verdim. Oradan çıkıp, bütün cesaretimi toplayarak sevdiğim kızın ailesinden randevu talep ettim.
Kızın babası ile amcası da benim o hatırlı büyüğümü tanıyıp severlerdi.
Müstakbel kayınperedim, "Bizce uygundur ama senin gibi bizim de o büyüğümüze danışmamız lazım. Yarından sonra seninle tekrar konuşuruz" dedi. Gerçekten de ertesi gün gitmişler.
H Sevdiğim kızı bana vermediler. Çünkü, müstakbel kayınpederim olacak kişi, kızını bana verip vermeme konusunda fikrini anlamaya gittiği o beni en iyi tanıyan büyüğümün yanında iken, sekreter, benim bir önceki görüşmede beğenmediğim kız için yazdığım mektubu vermiş, odadakiler de satırları bu aile için yazdığımı sanmışlar. Hem büyüğüm hem de sevdiğim kızın ailesi çok üzülmüş. Ben de onları üzmüş olmanın üzüntüsü ile o gün bu gündür bir daha evlenme kelimesini ağzıma almadım. İşimi gücümü bırakıp köyüme döndüm. Bugün kırk beş yaşındayım ve tek başıma köyümde hayatımı sürdürüyorum...

