Koca iki sezon Daum''u pres zâfiyeti olan bir takımı tek ön liberoyla oynattığı için en ağır şekilde eleştirmiş, Aurelio''nun da nüfus kağıdının bir yılı iki yıl olarak eskittiğini yazıp durmuştuk. Tamam, Milli Takım, Danimarka''yı yenmek zorundaydı. Ama böylesine takım gibi bir takım karşısında tek ön liberoyla oynamak arzu edileni, olmazsa olmazı elde edebilmek anlamı yerine, erkenden terhise çanak tutmaktı. Geri dörtlümüzün önünde Selçuk, doğal olarak Hasan Şaş, Tümer ve Yıldıray''dan yardım göremezdi. Göremedi de... Fatih hocanın bu büyük kumarı zaten kanatlarını da sanki birer oyun kurucu gibi kullanabilen Danimarka''ya orta alanda nerede ise beşe bir üstünlük sunmasının yanında, bu organizasyonların kalemizin dibine kadar taşınmasında da faktör oldu. Savunmanın kenarlarında devşirme beklerle oynamanın yeni bir faturasını koca ilk yarıda fazlasıyla ödedik. Alpay''ın ve dün akşam dinamik gözüken İbrahim Toraman''ın müthiş uyumları ve hamle zenginlikleri soyunma odasına altından kalkılamayacak bir skorla gitmemizi önleyen artılarımızdı. Hasan Şaş''la Yıldıray''ın olmayan sol ayakları dikkate alınırsa, Fatih hocanın maçın başında bloke olan bu oyuncularının kanatlarını neden hiç olmazsa bir 15 dakika değiştirmediğine hayretler içinde baktım. Hakan Şükür''ün kaçırdığı golün dışında hemen hemen bütün kafa toplarını rakibinden kurtarıp ölü noktalara indirişine hiçbir zekâ dalışı izleyemedim. İlk yarının umutsuz bir sonuç habercisi olarak tamamlanması bizi üzdü. Saydığım bu kadar taktiksel ve yokluk hatalarının, ikinci yarıya hangi ilaçları yutmuş olarak tedavi edildiğini bekliyorduk. Milli Takım ikinci yarıya Daum kafası yerine; umduğum, beklediğim, inandığım Fatih Terim düşünceleriyle dönmüştü. Hüseyin, Selçuk''un yanına, ikinci ön libero olarak gelmiş, Hasan Şaş''la soyunma odasında kalan Yıldıray''ın yerine de Okan sahaya çıkmıştı. Bundan daha doğru bir reçete ve ilaçları yazılamazdı. Milli Takım, Danimarka''nın özellikleri ve ağırlığına göre 4-4-2 doğrusuna bürünmüş, dolayısıyla kendi savunmasıyla orta sahası arasında Danimarka''nın pas yapma keyfine son vermiş, yaptığı daraltma ve onun içindeki presle çok top kapıp, rakibinin savunmasını zaaf içinde yakalayıp sallamaya başlamıştı. Yani, Danimarka gibi bir takıma oynanması gereken sistem ve oyuncuları ancak ikinci yarıda Milli Takım''ın hücrelerinde dolaşmaya başlamıştı.
Okan''ın muhteşem golünden sonra, Tümer''in harika frikiği maça ne kadar yanlış oyun kurgusuyla başladığımızı da hocasına sanki anlatıyordu. Ama hoca yanlıştan dönmeyi, çok yerinde doğrularla hoca olduğunu yine de sahaya yansıtıyordu.
Şimdi merak ettiğim şudur; Türkiye''de Alex''in gollerine değil bir-iki gün, haftalarca, hatta bir yıldan bu yana methiyeler düzenler, Tümer''e nasıl bir övgüyü lâyık göreceklerdir? Bu arada hocayı överken, bir başka yanlışını da kulağına fısıldamak görevimiz olmalıdır. Pes eden Tümer''in yerine bir savunma göbek oyuncusunu alması, ikinci yarıda yaptığı değişikliklerden kazandığı notların yarısını geri almıştır. Hiç Tolga, Tümer''e benziyor mu? Böyle bir oyuncuyu, Tümer gibi top tutan, rakip eksilten bir oyuncunun yerine almak, Danimarka''yı yeniden üzerimize davet etmek demekti.
Ve davete uyup, vizeyi elimizden aldılar.

