Acemi hırsız odanın ortasında panikle dolaşıyordu. Hafta içinde bir kuşluk vaktiydi ve hırsızın ilk "işiydi." Asık suratı ve endişeli gözleriyle sağı solu tararken dışarıdan gelen alarm sesini duyunca korkuyla yere uzandı.
Birkaç dakika sonra, küt küt eden kalbiyle tekrar ayağa kalktığında, pencereye yaklaşıp tül perdenin arkasından dışarı baktı. Caddenin karşı sırasında, tam da pencereye denk gelen noktada bir polis sandalyeye oturmuş, sırtını iki dükkân arasındaki duvara dayamış, muhtemelen esnaftan birinin ikram ettiği çayı içiyordu. Lise mezunu acemi hırsızın aklına o ünlü deyim geliverdi; "Yetim hırsızlığa çıkınca ay akşamdan doğarmış."
Babası bir ekmek fırınında çalışırken, bir gün annesi, ağabeyi ve kendisini bırakıp kayıplara karışınca bu delikanlı da şirazeden çıkmıştı.
Hırsızlığına ulvi bir kılıf giydirmek için, çalacağı şeyleri paraya çevirip bilgisayar almaya niyetlenmiş, günlerce bu evi gözetlemişti. Şimdi, içinde bulunduğu korkunun da etkisiyle, polisin ikide bir bulunduğu pencereye baktığını zannediyordu. Yakalanırsa rezil olacaktı, çünkü o mahallede oturuyordu. O dakika kalkıştığı işten çok pişman oldu, bu evden vukuatsız olarak nasıl çıkabileceğinin hesabını yapmaya başladı. Henüz hiçbir şeye elini sürmemişti...
Koltuğa oturup, polise yakalanırsa verebileceği bir cevap aradı.
Kalktı, kalın perdeleri kornişlerinden çıkarmaya başladı.
Mutfaktan getirdiği karton kutuya doldurduğu iki takım perde ile apartmandan çıktı; eğer bir şey soran olursa "Yıkatmaya götürüyorum" diyecekti; ama yan sokağa girip gözden kayboluncaya kadar kimse bir şey sormadı.
- ... ben seni daha çok seviyorum tatlım. - Annenlere yakın olsun diye öyle bir ev kiralamışsın ki, ikide bir alarm sesiyle uyanacağız galiba. Dün sen biletleri almaya gittiğinde gün boyu uyutmadılar beni... - Sorma, civarda bakmadık yer bırakmadık. Kısmet. Girişinde oto alarmcısı olduğunu fark etmedim bile... Gece çalışmazlar nasılsa... - Gündüz de sen evde yoksun, benim dinlemem önemli değil öyle mi? Taze gelin ile damat, düğünün üçüncü gününde, bir tatil beldesinde balayındaydılar. Cep telefonu çalınca, adam çiçeği burnunda eşinin boynuna doladığı kolunu çekip, telefonun kapağını açarak kulağına götürdü: - Efendim?.. Benim?.. Kim?.. Ha, siz... Hayırdır?.. Yapmayın! Off.. Kesin mi?.. Hiç sırası değildi.. Kapı kırık mı?.. Neler çalınmış?.. Annemlerin haberi var mı?.. Doğru ya, saçmalıyorum.. Peki.. Sağ olun.. Telefonu kaptığı halde kendi kendine konuşuyordu: - Tüh...Böyle rezalet olmaz... Sahipsiz bir kentte yaşıyoruz anasını satiim.. - Ne oldu hayatım? - Üst kattaki komşu... Eve hırsız girmiş... Aklımıza gelen başımıza geldi gördün mü? Kim bilir neler götürdü...
- Kadına senin cebini tatilimizi zehir etsin diye vermişim desene... Nasıl olmuş? - Kadın ne yapsın canım? Annemlere haber verdin mi diye soruyorum ben de, sanki kadın sülalemizi tanıyormuş gibi..
Adam bir yandan da şezlonglarının civarındaki havlu, sigara, kitap, telefon ve sair abur cuburu hızla toplayıp, yanında eşi yokmuş gibi bir yandan hızlı adımlarla otele doğru yürürken birden aklına gelmiş gibi geri döndü: - Takıları nereye koymuştun?? Taze gelinin yüzünde endişe yoktu:
- Bende hırsıza mal kaptıracak göz var mı hayatım? Takıları fırının içinde bir tencereye koydum, paraları da perdenin eteğine diktim! Adam tekrar karısının yanına döndü; yanağını sevgi ve minnetle öptü: - Canım benim... HHH Acemi hırsız, bir an önce kendi semtinden mümkün olduğu kadar uzağa gitmek için Halkalı''dan trene bindi, Yeşilköy''de indi. Elindeki perdelerle Çiroz Pazarı''na girerken, ilginç bir şey oldu.
Egzozcu kocasının üç ay önce vefat etmesi sonrasında biricik oğlu ile birlikte eşinin Bağ-Kur emekli maaşına mahkum olarak yaşayan orta yaşlı kadın, yeni kiraladıkları ev için pazara kullanılmış eşya bakmaya gelmişti. Yanında ise, hiçbir şeyinden anlamadığı, oğlunun "Anne bunun modası geçti, zaten ikide bir ekranı kayıyor, modemi şöyle, remi böyle..." diye anlamadığı dilden şikayetlerini dinlediği siyah-beyaz bilgisayarı vardı. Kader acemi hırsızın perdeleri ile dul kadının bilgisayarını Çiroz Pazarı''nın köşesinde buluşturdu. Kadın, bu değiş tokuşta yaklaşık olarak dört milyar civarında bir kazancı olduğunu Kanarya''daki yarı bodrum eve gidince öğrenecekti.

