- Haydi maça maçaaa! O gün şehirde duyulan tek ses buydu sanki... Bütün şoförler, muavinler kapıları açık arabaların yanında, sokaklardaki insanlara aynı cümleyi haykırıyordu:
- Haydi maça maçaaa! Maç gerçekten büyüktü. Bütün bir sezonun emeği gelip son doksan dakikaya düğümlenmişti.
Kazanırlarsa Birinci Lig''e çıkma hakkı kazanacaklardı. Üstelik rakip, iddiasını çoktan tüketmiş bir takımdı. Şehirde günlerdir bu maç konuşuluyordu. Kahvelerin, resmi dairelerin, sıcak ev sohbetlerinin ortak konusuydu. *** Gelin gibi süslenmiş mütevazı stat yükünü almıştı.
Yaşlı-genç, kadın-çocuk ortak randevuda buluşmuştu. Ev sahibi takım "ÖNCE DOSTLUK" pankartıyla sahaya çıktığında adeta yer yerinden oynadı.
Derken rakip takım... Derken hakemler... Ve maç başladı. *** Bir şeylerin kötü gideceği, daha maçın beşinci dakikasında yere ters basan ev sahibi takım golcüsünün sakatlanarak sahayı sedyeyle terk etmesiyle belli olmuştu sanki... Futbolcular stres içindeydi.
Taç atışını geç kullanan rakibini ittiği için sarı kart gören ev sahibi takımın sol beki, sinirlendiği aynı oyuncuya iki dakika sonra sert bir faul yapınca bu kez oyundan atıldı. Kırmızı kart gören futbolcu, -bütün meslektaşları gibi- takımını eksik bırakmanın suçunu başka yere fatura etmek için hakeme el-kol hareketleriyle itiraz etmeye başladı. Hakem ise futbolcunun sırtını okşayarak teselli edip, nazikçe saha kenarını gösterdi. Rakibi on kişi kalınca cesaretle saldıran misafir takım, gol üstüne gol kaçırmaya başladı. Ama ilk yarı golsüz bitti. *** İkinci yarının ortalarında rakip takımın geliştirdiği atakta forvet oyuncusu kaleciyle burun buruna kaldı. Kaleci, kendisini çalımlayan futbolcuyu arkadan çekince hem penaltıya sebep oldu, hem de kırmızı kart gördü. Ve bu penaltı golüyle maç da, bir sezonluk rüya da sona erdi! İştahla oturduğu bir sofrada yemeği önünden çekilip alınmış gibi sessizce yutkunan, oturduğu yerde külçe gibi yığılıp kalan seyirci, ne kendi takımını protesto etti, ne rakibi... Belki de kendi takımına olan sitemini göstermek için, Türkiye''de ilk kez bu maçta ilginç bir olay yaşandı: Maç içinde, ev sahibi takımın iki futbolcusunu oyundan atıp bir de penaltı veren hakem, bitiş düdüğünden sonra soyunma odasına yürürken, giderek artan bir tempoyla "bravo hoca", "delikanlı hakem", "hocam helal olsun sana", tezahüratlarıyla bütün tribünler tarafından ayakta alkışlandı! Kaybeden takımın teknik direktörü bu olayı bana anlattığında sözünü şöyle bitirmişti: - Maçtan sonra tebrik için hakem odasına gittiğimde, hoca sandalyeye çökmüş, başını önüne eğmiş, mutluluktan çocuk gibi hüngür hüngür ağlıyordu, dedi.

