“Artık fabrikada onun kadar hızlı ve kusursuz dikiş diken başka bir 'usta' kalmamıştı...”
Esmeray’ın çileli hayatını anlatmaya bugün de devam ediyorum... Esmeray, elinde üç çocuğu, cebinde koca bir boşlukla, hiç bilmediği o devasa şehrin ortasında yapayalnız kalmıştı. Kapkaranlık bir tünelin girişindeydi ama bilmediği bir şey vardı: O esmer tenli kadın, o tünelin sonundaki ışığı kendi elleriyle yakacaktı.
Kapı yüzüne kapandığında, Esmeray’ın kulağında yankılanan tek şey çocuklarının sessiz hıçkırıklarıydı. Kayınpederinin o taş gibi soğuk "Olmaz" deyişi, yıllarca döktüğü her damla terin üzerine basıp geçmişti. Ama dünya tamamen karanlığa gömülmemişti; komşusu Ayşe Teyze ve eşi, o zifirî karanlıkta bir fener gibi belirdiler.
"Kalk kızım, sil gözünü" dedi Ayşe Teyze, Esmeray’ın titreyen ellerini tutarak. "Önce şu boşanma davasını halledeceğiz. Sonra da başını sokacak bir yuva bulacağız sana."
Resmî işlemler bittiğinde, Esmeray kendini o bir odalı, küçük ve rutubetli evde buldu. Ali, Veli ve Tuba ile birbirlerine sarılıp yattıkları o ilk gece, Esmeray tavandaki çatlakları izlerken kendi kendine fısıldadı: "Sizi kimseye muhtaç etmeyeceğim inşallah."
Ertesi gün Ayşe Teyze’nin yardımıyla devasa bir tekstil fabrikasının kapısından içeri girdi. İçerideki gürültü, devasa makineler Esmeray’ın dizlerini titretti. Şehre ayrı bir yabancılık hissetti.
Ustabaşı kadın, Esmeray’ın korku dolu gözlerine baktı:
"Hadi, geç bakalım şu makinenin başına."
Esmeray geri çekildi, sesi titriyordu:
"Yapamam abla... Ben bu kadar karmaşık şeyi hayatımda görmedim. Korkuyorum."
Ustabaşı, Esmeray’ın nasırlı ama mahir ellerine bakıp gülümsedi:
"Madem öyle, şimdilik şu kumaşları taşı bakalım. Alışırsın."
Tam bir yıl boyunca, o devasa ruloları, ağır kumaş toplarını taşıdı Esmeray. Sırtı ağrıdı, ayakları şişti ama yılmadı. Kumaşları taşırken gözü hep makinelerdeydi. Bir yılın sonunda, korktuğu o demir yığınları onun en yakın arkadaşı oldu. Beş yılın sonunda ondan iyi "usta" kalmamıştı. Ayşe Teyze, her maaş gününde Esmeray’ın yanına geliyordu:
"Bak kızım, eline geçen üç beş kuruşu hemen harcama. Git altın al, at kenara. Yarın öbür gün lazım olur." Hatta bir gün elinde ballarla geldi: "Bunlar bizim kendi ballarımız Esmeray. Al bunları eşe dosta sat, üstü senin olsun. Biriksin ki yuvan sağlam olsun." DEVAMI YARIN

