Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
"Nişan diplomasisi" bir onay değildir!
0:00 0:00
1x
a- | +A

Gündemde Kazakistan var…

Son günlerde Türk dünyası kamuoyu, Kazakistan’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) liderine devlet nişanı sunması üzerine hararetli bir tartışmanın içine çekildi. Bir “nişan” diplomasisi nedeniyle ata yurdumuza hakarete varacak şeyler yazılıp çizildi ve dahi konuşuldu!

Artık yazmak elzem oldu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) egemenlik davasına gönülden bağlı olan herkesin bu karara tepki göstermesi elbette anlaşılır bir reflekstir. Ancak unutulmamalıdır ki uluslararası ilişkiler, anlık hissiyatlarla değil, devletlerin jeopolitik konumları ve uzun vadeli millî çıkarlarıyla yönetilir.

Mesela, dış politikada herkes aynı düşünmek zorunda mıdır?

Çoğulcu ittifakların doğasında farklı pencerelerden bakabilme yeteneği vardır. Öncelikle Kazakistan’ın bu adımını Türkiye’ye ve KKTC’ye karşı bir "sırt çevirme" olarak değil, Astana’nın başarıyla sürdürdüğü "Çok Yönlü Dış Politika" doktrininin pragmatik bir gereği olarak okumak gerekir.

Kazakistan, Rusya ve Çin gibi iki devin arasında sıkışmış, açık denizlere kıyısı olmayan bir kara devletidir. Ve bu konum, Astana’ya tek bir bloka yaslanmanın risklerini acı tecrübelerle öğretmiştir!

Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev liderliğinde yürütülen Kazakistan hariciyesi, Batı, Doğu ve Türk dünyası ile dengeli ilişkiler kurmayı birincil hedef olarak görmektedir. Kazakistan için Avrupa Birliği ile ilişkileri en üst düzeyde tutmak, ekonomik bağımsızlığın ve küresel sisteme entegrasyonun açık anahtarıdır. Dolayısıyla GKRY ile kurulan bu temas, Astana'nın Batı koridorlarındaki "tarafsız ve güvenilir aktör" imajını pekiştiren oldukça stratejik bir hamledir. (Uluslararası diplomasiye göre)

"Nişan diplomasisi" asla bir onay ve kabul değildir…

Uluslararası hukukta, resmî ziyaretlerde devlet başkanlarının birbirlerine nişan takdim etmesi, o ülkenin tüm tezlerinin onaylandığı anlamına asla gelmez. Nişanlar, devletlerarası nezaketin ve egemenlik hukukuna duyulan saygının sembolik birer aracıdır. Kazakistan bu nişanla Kıbrıs sorununda taraf değiştirmemiş, yalnızca resmî bir protokol geleneğini yerine getirmiştir. Binaenaleyh devlet aklı, duygusal reflekslerle hareket etmeyi değil, rasyonel çizgiyi korumayı buyurur.

Kazakistan, Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) fikir babası ve en önemli kurucu kolonlarından biridir. Türk Akademisi, TÜRKSOY gibi yapıların da kurucusu bu devlettir. Ortak alfabeden ortak pazara kadar Türkistan coğrafyasının birleşmesi için en çok emek harcayan ülkedir Kazakistan.

Kazakistan'ın Batı Dünyası’nda kurduğu her güçlü köprü, gelecekte TDT’nin küresel ölçekte lobi gücü elde etmesi için stratejik bir avantajdır. Güçlü ve küresel olarak kabul görmüş bir Kazakistan, Türk dünyası için çok daha önemli ve gereklidir. Dolayısıyla Kazakistan’ın onlarca yıllık vizyonunu tek bir sembolik nişan üzerinden sorgulamak gerçekten de büyük bir haksızlıktır.

Astana’nın attığı bu esnek adım, Türk dünyasında münferit bir örnek de değildir aslında! Benzer akılcı diplomasi modellerini Azerbaycan ve Özbekistan da başarıyla uygulamaktadır. Mesela:

Azerbaycan, Türkiye ile en üst düzey askerî ve siyasi ittifakı (Şuşa Beyannamesi) sürdürürken, Rusya ile stratejik müttefiklik anlaşmaları imzalamış ve AB'nin en güvenilir enerji tedarikçisi olmuştur. Hatta Türkiye'nin ilişkilerini dondurduğu İsrail ile derin askerî ve ekonomik ortaklıklar yürütegelmiştir. Türkiye bu alanı anlayışla karşılamış ve kardeşlik hukuku sürmüştür...

Özbekistan, TDT entegrasyonuna tam destek verirken, Rusya liderliğindeki yapılarda gözlemci kalmayı sürdürmüş, Çin'in ‘Kuşak ve Yol’ projesinin merkez üssü olmakta beis görmemiş ve ABD ile stratejik güvenlik görüşmeleri yapmıştır. Özbekistan bu adımları atarken kendi millî menfaatlerini gözeterek dış politika kararlarını vermiştir.

Dolayısıyla bu yapılarıyla TDT monoblok bir yapıdan ziyade çok sesli bir ittifak olarak daha güçlü ve daha sinerjik bir etkiye sahip olabilme kapasitesine erişebilir.

Hasılı, her egemen devletin kendi coğrafyasından kaynaklanan kırmızı çizgileri vardır. Türkiye için KKTC davası ne kadar hayati ise Kazakistan için de Orta Asya’da stratejik olarak dengede kalmak ve Batı sermayesini çekmek o denli kritiktir.

Türk dünyasının gücü, üye ülkeleri tek tip bir dış politika kalıbına zorlamaktan geçmez, geçmemelidir. Tam aksine ortak güçten kastedilen her üyenin farklı coğrafyalarda kurduğu güçlü ilişkileri günün sonunda ortak bir sinerjiye dönüştürebilme potansiyeli olmalıdır.

Kazakistan’ın diplomatik nezaket sınırları içinde attığı bu adım, onun Türk dünyasına olan bağlılığından hiçbir şey eksiltmediği gibi, küresel diplomasideki esnek ve olgun gücünün bir göstergesidir.

Kazakistan, atacağı adımlarla bütün Türk dünyasını bir gün çok şaşırtacaktır.