“Ortak bir dert vardı annelerin yüzünde. Kendi kanatlarıyla uçmayı bilmeyen çocuklar...”
Aynur her zamanki gibi Dilek’in elini sıkıca tutuyordu. Dilek çantasını sırtlamış, başını öne eğmiş, sanki kalabalıktan utanıyordu. O sırada yanlarına saçları örtülü, gözleri yorgun ama sevecen bir kadın yaklaştı. Sesini alçaltarak konuştu:
“Kolay gelsin hanım. Siz ödevleri nasıl yaptırıyorsunuz kızınıza? Bizimki hiç oturmuyor. Ben ağzına kaşıkla yemek verir gibi tek tek yaptırıyorum.”
Aynur mahcup bir tebessümle karşılık verdi:
“Bizde de öyle abla. Babası diyor ki: ‘Hadi kızım, çabuk ödevini yap, sonra sana telefonu vereceğim oynarsın.’ Öyle motive etmeye çalışıyoruz. Ama bazen düşünüyorum; ödevi biz mi yapıyoruz, o mu? Bilemiyorum...”
Kadın başını salladı, derin bir iç çekti.
“Aynısı bizde de var. Kendi başına hiçbir yere gitmiyor. İlla benim elimden tutacak. Her şeyde elimden çekiştiriyor. Bu böyle nasıl olacak bilmiyorum.”
Aynur, Dilek’in minik elini avucunda sıktı, gözleri dolu dolu oldu. Kendi annesini düşündü, nasıl sert ve mesafeli olduğunu… Oysa kendisi kızını korudukça koruyor, yanından ayırmıyordu. Ama şimdi soruyordu içinden:
“Acaba ben de fazla mı koruyorum? Ona iyilik mi yapıyorum, kötülük mü?”
O sırada zil çaldı, öğrenciler telaşla içeri girmeye başladı. Kalabalık veliler ise hâlâ kapıda bekliyordu. Kimisi “çocuğum girsin öyle gideyim” diyordu, kimisi içten içe ayrılmaya kıyamıyordu. Dilek annesinin eline daha da sıkı sarıldı:
“Anne, sen gitme, burada dur tamam mı?”
“Dururum kızım” dedi Aynur, ama sesi titriyordu. Çocuklar içeri doluşurken, kapının önündeki anneler birbirine baktı. Ortak bir dert vardı yüzlerinde... Kendi kanatlarıyla uçmayı bilmeyen çocuklar…
Aynur derin bir nefes aldı. “Bizim çocukluğumuzda yalnızlık çoktu, şimdiyse fazlasıyla koruma duygusu var. İkisinin ortası nerede acaba?” dedi.
Düşündüm de acaba ekranlardan zihinlere uzanan nice kan dondurucu haberlerin topluma ve insanlara uyguladığı şuuraltı bir mecburiyet mi bizi böyle yıpratıyordu? O yüzden çocuklara da velilere de keskin eleştiri getirmek, net tavsiyelerde bulunmak yerine tedbirli öz güven kazanmanın ve kazandırmanın günümüz için en uygun davranış olduğuna kanaat ettim... Çünkü bizim çocukluğumuzun insanlarıyla şimdinin insanları farklı bir neslin bireyleri...
Basri Güler-Emekli Başöğretmen

