“Rabbim, kalan ömrümüzü geçenden hayırlı eylesin ve bizi doğru istikametten ayırmasın...”
Çocukluğumun bir bölümü, Almanya’nın gri bulutlarının altında, dünyanın karmaşasını henüz bilmeden geçti. O küçücük Gülçin, haberlerde İran-Irak Savaşı’nın haritaları çizilirken, o kırmızı çizgilerin zihnine korkuyla kazındığını çok net hatırlar. Her uçağın rotasının Türkiye’ye, o hasretini çektiğim topraklara çıktığını sanır, ufacık elimi gökyüzüne kaldırıp umutla el sallardım. Meğer o uçaklar sadece vatanıma değil, insanlığın yavaş yavaş kararan bir dönemine doğru da kanat çırpıyormuş.
Zaman aktı geçti, ben büyüdüm; dünya ise hiç durulmadı. Hafızama kazınan o ilk korkuların üzerine, pek çok savaşa daha şahitlik ettim. Azerbaycan savaşı ve özellikle şubat ayının bir kış gecesi yüreğimize ateş düşüren Hocalı katliamı gibi derin yaralar eklendi. Sovyetlerin koca bir dev gibi yıkılışını, Berlin duvarının yıkılışını, Körfez’in ateşini, Bosna’nın bağrımıza saplanan acısını, Çeçenistan’ın sessiz çığlığını, Irak’ın ve Suriye’nin viraneye dönen sokaklarını izledim. Ya Doğu Türkistan ve Arakan'da yaşanan zulümler nasıl unutulur. Rusya-Ukrayna Savaşı derken, en acımasız olan Gazze’deki soykırıma şahitlik ettim ve maalesef hâlâ ediyorum...
Tam bitti bitecek derken, şimdi de 3. Dünya Savaşı'nın ayak sesleri çınlıyor kulaklarımda. Orta Doğu bir ateş çemberinde... Ömrüm, savaşların, devrimlerin, darbelerin ve soykırımların gölgesinde, dünyanın âdeta bir "cahiliye devri" karanlığına battığına şahitlik ederek geçti. Hatta cahiliye devrinden bile iğrenç bir döneme denk geldik.
Yaşım ilerledikçe bu olan bitenlere karşı farkındalığım arttı, içimdeki yük ağırlaştı. Tüm bu çetin imtihanın ortasında, beni ayakta tutan tek bir sığınak var: İnancım. "Elhamdülillah" diyorum, "Rabbim iyi ki bizi Müslüman olmakla şereflendirdi." Yoksa bu karanlık çağda, insanlığın vicdanını yitirdiği bir dönemde ayakta kalmak çok daha zor olurdu.
Geriye dönüp baktığımda, gördüğüm onca yıkımın ağırlığıyla yorulduğumu fark ediyorum. En acısı da şu; ölenler Müslümansa dünya hep sağır, dilsiz ve kör...
Artık kalan ömrümde sadece güzel günlere şahit olmayı, huzurun nefes alıp verdiği bir dünyaya uyanmayı arzuluyorum.
Bu fâni dünyanın acılarına şahitlik ederken, ruhumu ebedî olana bağlamış olarak sükûneti arıyorum.
Gülçin Köker-İstanbul

