Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Bölgesel savaşta Türkiye’nin konumu...
0:00 0:00
1x
a- | +A

ABD/İsrail, İran üçlüsü arasındaki saldırılar her geçen gün şiddetle artıyor.

Bölge ülkeleri de büyük risk altında…

Savaşın nerelere sıçrayacağını kestirmek mümkün değil.

Biz de İran’ın sınır komşusu sıfatıyla bölge ülkesiyiz. Böylesine gerilim ortamında bizim pozisyonumuz ne?

Kısaca özetlemeye çalışalım;

Ülke olarak savaşın taraflarından biri değiliz. Diplomasiyi önemsiyoruz ama kendi güvenlik tedbirlerimizi de alıyoruz. Hava sahamızı korumak için hazırlıklarımız tamam. NATO ittifakı ülkesi olmamız da bir avantaj. İran’dan göç ihtimaline karşı sınırımızda teyakkuzdayız.

Önemli bir konu da:

Irak ve İran’daki Kürt grupların durumu. Savaşa itilmeleri hâlinde İran’da iç çatışmalar çıkabilir. Zarar görürler; en çok da Irak Kürtleri kazanımlarını kaybeder.

Bu duruma yönelik gelişmeleri yakından takip ediyoruz. İhtimal senaryolarına karşı taktikler geliştirdik.

Bir başka konu ise Azerbaycan:

Kardeş ülkeye karşı abartılı, sistematik saldırılar var. Âdeta kampanyaya dönüştürülmüş hâlde. İsrail ile ilişkilerinden kaynaklanan tepkiler… Provokasyon ve dezenformasyonda önemli rol oynuyor. Bunun da ikili ilişkilerimize zarar verme potansiyeli söz konusu. Bu ihtimali de hiç göz ardı etmiyoruz. Bizim için her şeyden önce:

Azerbaycan’ın imajı ve güvenliği önemli ve… Dış politikalarımızın önceliklerinden biri.

Konuyu özetleyecek olursak:

Cumhurbaşkanı Erdoğan hassasiyetle gelişmeleri takip ediyor. Olaylar karşısında net tutum sergiliyor, gerekli talimatları veriyor.

Rahatlıkla söyleyebiliriz ki:

Krizin ve saldırıların sona erdirilmesinde en etkili ara bulucu Türkiye olacaktır.

Son söz:

Türkiye’nin bu çatışmaların dışında yer alması tesadüf değildir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vizyonu ve liderliğinin sonucudur.

UNUTMADIK, UNUTTURAMAZLAR

ABD/İsrail ve İran arasındaki saldırılar, Gazze’deki vahşeti ve dramı geri plana düşürdü. Oysa katledilen Filistinli sayısı 73 bine ulaştı. Açlık, susuzluk, yoksulluk, yoksunluk had safhada. ABD Başkanı Trump sözüm ona Uluslararası Fon kurdu.

Gazze ihya edilecekti, yaralar sarılacaktı.

Henüz bir adım atılmadı. Barış ve huzur için Uluslararası Güç kurulacaktı. En ufak bir gelişme yok, ilerleme yok. Türkiye ve bazı İslam ülkelerinin insanı yardımı dışında...

Gazze, sadece bir coğrafyanın adı değildir

Dünyanın ibret alması, ders alması gereken;

İnsanlığın, vicdanın, onurun, direnişin imtihanıdır.

Dayan be Gazze’m dayan… Ümidini yitirme…

Kimse umursama da biz varız. 86 milyon seninle birlikte.

NEYE GÖRE/KİME GÖRE!

Madalyonun birinci yüzü:

Başkan Trump İran saldırısında başarılı olsun diye kutsandı. Beyaz Saray’da yapılan dinî törende, eller omuzuna konuldu. Dualar edildi, temennilerde bulunuldu, ayin yapıldı.

Kimler yaptı?

Yahudileri destekleyen Protestan Hristiyan olan… Kendilerine Evanjelist adını verenler…

Amerikan yönetiminde dinî siyaset ağırlıkta…

Diyeceğimiz şu ki:

Bu törenle Amerika’da laiklik elden mi gitti? Demokrasi zarar mı gördü?

Tabii ki hayır…

Madalyonun diğer yüzü:

Okullarda mübarek ramazan etkinliklerine karşı çıkanlar, camilerde çocukların dinî eğitim almasını hazmedemeyenler, millî ve manevi değerlerimizi sahiplenilmesini gericilik ve cahillik diye niteleyenler…

Bu vesile ile durumdan vazife çıkarıp “laiklik elden gitti” diye kıyameti kopardılar. Laiklik bildirisi yayınladılar, yürüyüş yaptılar… CHP de yanan ateşe körükle gitti.

Cevaplanması elzem olan soru şu:

Doğrusu merak ediyoruz… ABD’deki ayin için ne diyecekler? Bir açıklama yapsalar da rahatlasak?!.

KİM KÖROĞLU KİM BOLU BEYİ…

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan; cinsiyetçilik/ ayrımcılık yaptığı gerekçesiyle…

Sık sık tartışmalara konu olan; sığınmacılardan 10 katı nikâh ve su ücreti alan, CHP’den ihraç sürecinde değişim yürüyüşünü başlatan, Kartalkaya yangınında sorumluluk üstlenmeyen, birçok vukuata imza atan, kamuoyunu şaşırtan; ama hep gündemde kalmayı başaran birisi…

Bu kez de “irtikap”(*) suçlamasıyla karşı karşıya…

Bolu Vakfına zorla para toplamaktan tutuklandı.

***

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de destek için geçen hafta Bolu’ya gitti, miting yaptı.

Bakın ne dedi:

“Eğer zalim olmak istiyorsanız, size bir Bolu Beyi, bir de tüfek gerek. Ama kahraman olmak istiyorsanız; size bir Köroğlu, bir kırat, arkasında da millet gerek!’’

Köroğlu Destanından yararlanarak, iktidarı/yargıyı Bolu Beyi ilan etti, Özcan’ı da Köroğlu…

Destanı okuyanlar bilir… Zira Bolu Beyi “acımaz” biriydi.

Köroğlu da ona karşı mücadele eden “kahraman!”

Ama Özgür Bey ters düşünmüş.

Destana göre uyarlama yaparsak:

Öğrencilere yardım için kurulan vakfa cebren, tehditle yardım toplayan Bolu Beyi’dir. Hakkında soruşturma açan da Köroğlu’dur.

Destanı tam anlamamış, roller yer değiştirmiş!

Bilmem anlatabildik mi?!

Köroğlu Destanı demişken…

Halk ozanı Köroğlu’nu da analım(**).

“Benden Selam olsun Bolu Beyi’ne” destanından bir kıta ile:

“Göğüs gerek arka vere dağlara
Hizmet gerek bahçelere bağlara
Korku vermek ağalara beylere
Onun için devlet gerek sur gerek”

.....

(*) Kötülük etme, rüşvet alma, yiyicilik…

Kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanması,

Bu yolla kendisine veya bir başkasına menfaat sağlaması…

(**) Köroğlu hakkında kaynaklarda farklı bilgiler var

Kahraman olduğunu söyleyenler de, isyankâr ve eşkıya olduğunu dile getirenler de…

Ama yaygın kanaat kahraman olması.

Akif Bülbül'ün önceki yazıları...