İnsanlık tarihi, hayatta kalma arzusu ile yok etme becerisi arasındaki amansız bir yarışın kronolojisi gibi. Bilim ve mühendislik, başlangıçta refahı artırmak, mesafeleri kısaltmak veya doğanın zorluklarını aşmak için devrim niteliğinde buluşlar ortaya koysa da; bu buluşların neticesi çoğu zaman laboratuvarlarda değil, savaş meydanlarında mühürlendi.
Dinamit maden ocaklarında kolay tünel açmak, gübreler tarımda verimliliği artırmak, uçaklar keşif yapmak, roketler uzaya çıkmak, klor gazı sudaki bakterileri öldürmek, radarlar meteorolojik veri toplamak, GPS yol bulmak, internet ise bilgiyi özgürce paylaşmak için bulunmuştu. Ancak her biri zamanla yıkıcı bir güce hizmet etti. Hatta iplik krizine alternatif olarak geliştirilen naylon ve sentetik teknolojisi bile; II. Dünya Savaşı'nda çadır, paraşüt ve uçak lastiği gibi malzemelerle harp sanayisinin temel taşlarından biri oldu.
İngiliz mühendisler, geçen yüzyılın başında traktörden bozma paletli bir araç yaptılar ve adını “tank” koydular. I. Dünya Savaşı'nda cephedeki askerler, aracı ilk gördüklerinde gürültüsünden dolayı gülmekten kırıldı. Ancak orduların; dikenli telleri rahatlıkla ezip çamura saplanmadan ilerlemesine imkân tanıyan bu aracın dünya savaş tarihini değiştireceğini bilmiyorlardı. ABD bu sistemi alıp geliştirdi ve savaşa hazır hâle getirdi; sonrasında ise Almanya ve Sovyetler Birliği daha iyilerini üretti. II. Dünya Savaşı'nda tanklar; ordulara teknolojik, lojistik ve psikolojik üstünlük sağladı. Tabii bu gelişme, savaşın çok daha geniş bir alana yayılmasına yol açtı.
İlk modern denizaltı da yine I. Dünya Savaşı'nda kullanıldı. II. Dünya Savaşı'nda Almanlar, "Kurt Sürüsü" taktiğiyle deniz altından düşmanlarının deniz gücünü felç etti; böylece harp tarihine yeni bir boyut kazandırıldı.
Geçtiğimiz asrın başında bulunan uçaklar, ilk olarak 1911’de Trablusgarp Savaşı'nda İtalyanlar tarafından keşif amacıyla kullanıldı ve tamamıyla ilkeldi. I. Dünya Savaşı'nda pervanenin içinden ateş edebilen makineli tüfek düzenekleri eklenince “it dalaşı” kavramı doğdu. Uçaklar sayesinde cephelerde görünmezlik dönemi bitti. II. Dünya Savaşı'nda metal gövdeli ve jet motorlu uçaklar sahneye çıktı. Vietnam Savaşı'nda uzun menzilli füzeler taşıyan üçüncü nesil uçaklar boy gösterdi. 1970'lerden sonra ordular F-16 gibi dördüncü nesil uçaklarla tanıştı. Bugün ise F-35 ve KAAN gibi beşinci nesil uçakları konuşuyoruz. F-35 ilk defa 2018 yılında İsrail tarafından kullanıldı. Altıncı nesil savaş uçaklarının ise tamamen insansız olması bekleniyor.
İlk uzun menzilli balistik füzeler de yine II. Dünya Savaşı'nın bir eseriydi. Almanlar; Fransa ve Londra’yı oturdukları yerden bombaladı. Soğuk Savaş dönemindeki teknoloji yarışı ise füzeleri kıtalar ötesine taşıdı.
1990'larda ABD, Predator ile insansız hava aracı (İHA) dönemini başlattı. Başta keşif ve gözlem maksadıyla kullanılan bu küçük araçlar, zamanla öldürücü birer deve dönüştü. ABD, İHA'ları silah olarak ilk kez 11 Eylül sonrası Afganistan’da denedi. Baykar’ın geliştirdiği SİHA'lar ise Ukrayna-Rusya ve Azerbaycan-Ermenistan savaşlarında savaş tarihinin akışını değiştirdi. Ukrayna Savaşı ile birlikte sürü drone'lar ve yapay zekâ destekli görüntü işleme teknolojileri ön plana çıktı.
İsrail, Gazze'deki soykırımında ve İran ile "12 Gün Savaşları"nda yapay zekâ sistemlerini aktif olarak kullandı. Bugün de Orta Doğu’daki çatışmalarda taraflar günlerdir uzun menzilli füzelerle birbirini dövüyor. Füzelerin yıkıcı etkisi korkunç boyutlara ulaşırken, bu gerilim savaş tarihinde yeni bir dönemi başlattı. OpenAI, xAI ve Anthropic gibi yapay zekâ devleri Pentagon ile anlaşmalar imzalarken; Google ve Amazon gibi teknoloji devleri sistemlerini İsrail’in kullanımına sundu. Artık kitlesel gözetleme sistemleri, kitlesel imhaların yolunu açıyor.
Türkiye’nin bu yarışta geri kalmaması, siyasi polemikleri bırakıp var gücüyle çalışması gerekiyor. Bu, hayat memat meselesi.
Gürlek’in iftarı
Adalet Bakanı Akın Gürlek, medya temsilcileriyle iftarda bir araya geldi. Yemeğe CHP’li gazeteciler de davet edildi. Memnuniyetini dile getiren Yılmaz Özdil, bakanı Sözcü televizyonunda canlı yayına davet etti. Gürlek, CHP’nin ve muhalefet gazetecilerinin devamlı siyasete çekmeye çalıştığı bir isimdi. Adalet Bakanı oyuna gelmedi. İftar davetiyle “Verilemeyecek hesabım yok, sorularınızla gelin” mesajı verdi. Bu, bilhassa İmamoğlu davasını çamura yatan kitleye hakikatleri anlatmak için iyi hamle. Dilerim Bakan Bey, siyasal söyleme çok dâhil olmaz ve böyle gider.
Siyonistin fikri, basının zikri
Amerikan Wall Street Journal’da sözde bir analiz çıktı. Brandley Martin’in imzasını taşıyan yazıda “İran’dan sonra Türkiye durdurulmalı. Erdoğan NATO için kötü bir ortak” gibi düşmanca ifadeler yer alıyordu. Necip Türk basını balıklama atladı. Kimi mecralar, yazıyı gazetenin resmî görüşü gibi yansıttı. Oysa Brandley Martin denilen adam azılı bir Siyonist. Algı operasyonu yapıyor. ABD’deki Türk gazetecilerden Hüseyin Günay “Kendisini tanırım. İsrail’den para alıp ABD gazetelerine sözde fikir satmakla bilinir. Kalemi satılıktır. Yani o kadar paravan bir düşünce kuruluşuna sahip ki zahmet edip web sitesi bile açmadılar” bilgisini verdi. Yani ey millet, bilmeden Siyonist emellere alet olmayın!..
İlk kim gitti kavgası
ABD/İsrail-İran savaşını takip eden bölgedeki Türk gazeteciler arasında bol nükteli bir rekabet var. Anadolu Ajansı Orta Doğu Haberleri Müdür Yardımcısı Enes Canlı, İsrail’in sıkıntı yaşattığını deşifre eden meslektaşlarımıza “Gazetecinin amacı haber yapmaktır, haber olmak değil. Gittiğin yer savaş bölgesi. Sheraton’a gelmiyorsun” diye çıkıştı.
Sonra NTV ve CNN Türk muhabirleri arasında “İran’a ilk kim gitti” atışması yaşandı. NTV Dış Haberler Müdürü Hüseyin Yılmaz “Ali Çabuk İran’dan günlerdir yayın yapıyor. Ali yeni gelenlerden yardım isteyen olursa çekinme, acemilik çekmesinler Acem diyarında” diye ince bir mesaj verdi.
Bilginin her yerden aktığı çağımızda televizyonların savaş ortamından yaptığı yayınları çoğunlukla "biz oradaydık" demekten öteye geçmiyor.
Ama yine de bu yarış, güzel yarış...

