İbn-i Mübârek hazretleri yolda bir çoban çocuk gördü ve "Ona bir mesele öğreteyim" diyerek yanına gitti.
İbn-i Mübârek hazretleri Tebe-i tâbiîn evliyâsının büyüklerindendir. 736 (H.118) yılında Türkistan’da Merv'de doğdu. 797 (H.181) senesi bir gazâ dönüşü, Bağdâd yakınlarındaki Hît adlı yerde vefât etti. Türk asıllıdır. İlk tahsîlini, Merv'de yapan İbn-i Mübârek hazretleri Bağdâd'a giderek İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe, Süfyân-ı Sevrî, Mâlik bin Enes (rahmetullahi aleyhim) gibi büyük âlimlerin derslerinde yetişti ve ilimde yüksek bir dereceye ulaştı. İlim tahsîlinden sonra tekrar Merv'e döndü.
Bir gün yolda bir çoban çocuk gördü; "Gideyim, ona Allahü teâlâyı tanımakta bir mesele öğreteyim" deyip, çocuğun yanına geldi ve “Evlâdım, Allahü teâlâyı bilir misin?" buyurdu. Çocuk “Kul nasıl sâhibini bilmez?" dedi. “Allahü teâlâyı ne ile biliyorsun?" “Bu koyunlarımla.” “Bu koyunlarla, O'nu nasıl bilirsin? “Bu birkaç koyun çobansız işe yaramaz. Bunlara su ve ot verecek, kurttan ve diğer tehlikelerden koruyucu birisi lâzımdır. Bundan anladım ki, kâinat, insanlar, cinler, hayvanlar ve canavarlar ve bu kanatlı kuşlar bir koruyucuya muhtaçtır. Bu binlerce çeşit mahlûkatı korumaya kâdir olan, Allahü teâlâdan başkası değildir. İşte bu koyunlarla Allahü teâlâyı, böylece bildim.” “Allahü teâlâyı nasıl bilirsin?" “Hiç bir şeye benzetmeden bilirim.” “Böyle olduğunu nasıl bildin?" “Yine bu koyunlardan” “Nasıl?” “Ne onlar bana benzerler, ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir çoban koyunlarına benzemezse, Allahü teâlânın elbette kullarına benzemeyeceğini anladım.” “İyi söyledin. İlimden bir şey öğrendin mi?” “Ben bu sahrâlarda, nasıl ilim tahsîl edebilirim.” “Peki başka ne öğrenmişsin?”
“Üç ilim öğrendim. Gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.” “Bunlar nelerdir, ben bunları bilmiyorum.” “Gönül ilmi şudur ki, bana kalb verdi ve kendi mârifet ve muhabbeti yeri eyledi ki, bu kalb ile O'nu bileyim. O'nun sevdiklerine gönülde yer vereyim, sevmediklerine yer vermeyeyim ve böylelerinden uzak olayım. Dil ilmi şudur ki, bana dil verdi ve dili zikretmek, O'nun ismini söylemek yeri eyledi. Bununla O'nu hatırlatanları dile getirmeyi, O'ndan bahsetmeyen sözden onu korumayı, böyle sözden uzak olmayı îmâ etti. Beden ilmi şudur ki, bana beden vermiştir ve onu kendine hizmet yeri eylemiştir. Böylece O'na hizmet olan her şeyi yaparım, hizmet olmayan şeyi ise bedenimden uzaklaştırırım.”
“Ey oğul, bana nasîhat ver!” “Ey efendi! Eğer ilmi Allah rızâsı için öğrendiysen, insanlardan istemeyi, beklemeyi kes. Yok, dünyâ için öğrenmişsen, Cennet'e kavuşamazsın!”

