Kaydet
a- | +A

Yazımızın başlığı hâl hatır sorma sanılabilir. Maalesef ki bu değil. Var olduğunda mutlu, yok olduğunda üzüntü oluşturan ama birer birer kaybolan değerlerimizden bahsetmek istiyoruz.

Doğduğumuz ve büyüdüğümüz evdeki aile büyüklerimizle olan gönülden bağı ilişkilerimiz, paylaştığımız bir lokma, unutulmaz anılarımız vardı. Şimdi onlar yok. Fotoğraf albümlerinde kaldılar.

Birlikte yaşama isteğimiz yok olmaya başladı. Batı özentisi fikirlerden birisi de evden uzak olmaktı. Daha evlenmeden bağımsız, ayrı evlerde yaşama isteğimiz var. Nineli dedeli evler vardı artık onlar yok. Onları huzurumuzla beraber huzurevine yerleştirdik. Ne onlarda ne de bizde huzur yok. Annemize ve babamıza, hatta aile mefhumuna olan sevgi ve saygımız da azaldı. Sanırım biraz da o yok.

Fakirliğin utanılacak, çilelerin bitmeyeceği bir hayat olduğuna inandırıldık. Lüks hayatlar özendirildiğinden beri, yeni hayatımızda manzarası harika teraslar, antika mobilyalar, sinema perdesi gibi televizyonlar, digital beyaz eşyalar, pahalı arabalar, hatta bakıcılar bile var. Fakat o kocaman evlerde ruh yok. İki odalı küçük, dar evlerin sıcaklığını içine sığdıramayacağı büyüklükteki rezidanslarda, yüzme havuzlu villalarda, herkese hatta misafirlere de yetecek odalar var. Ama kapınızı çalacak samimi, gerçek bir dost yok. Dostluklar filme konu hikâyelerde kaldı. Onun yerine sahte ilişkilerin, menfaatlerin bir araya getirdiği konuklar, doğum günü, evlilik yıl dönümü, baby shower, şık kostümlü kutlama ve mangal partileri var.

Böyle evlerde fakirlik akla bile gelmediği için çocukluğumuzda “bugün belki komşuda yemek yoktur diye” gönderilen bir tabak yemeği paylaşmanın zenginliği de yok. Öksüz ya da yetimin olduğu bir evin içindekileri şu güzel ramazan ayı günlerinde sevindirme düşüncesi de yok… mu?

Gelin şimdi hayatımızdan yok olanları, var olan imkânlarımızı harcayıp aile saadetimizi ve huzurumuzu evlerimize geri alalım. En azından böyle güzelliklerin var olduğunu unutmayalım... Ne dersiniz?

Rumuz: “Madenci”

Bizim şairler

Şu şairler var ya, bizim şairler;

Toplumun sözcüsü, tercümanıdır.

Gözlemci, vekiller ve de sairler;

Seçimlerde varlar, sonra hanidir?

Emekli, gariban, ekser-kahirler!..

Dertler söylendikçe, şair sarsılır;

Başkanlar, vekiller, tekrar tartılır;

Dökülen dökülür, hadimler kalır!..

Hizmetler kalıcı, insan fânidir;

Hayır işleyenler, çok dua alır!..

Şu şairler var ya, bizim şairler;

Bakar, görür, duyar; tercüman olur.

Kâh Yunus, kâh Akif; bazen sairler,

Bir şiir, bir destan, bir güman olur;

Bizden alıp gider, bizi sâhirler!..

Hüzün dillendikçe, şair dertlenir;

Bazen gözler coşar, keder sellenir;

Çok defa lâfların, yarısı yenir!..

Bilen bilir elbet, o hep ganidir;

Mısralarda hüzün, çokça dellenir!..

KAYIKÇ’Ali der ki, bizim şairler…

…Gözlemci, vekiller ve de sairler…

…Emekli, gariban; ekser/kahirler…

Toplumun sözcüsü, tercümanıdır;

Eserleri kalır, hepsi fânidir!..

Ali Kayıkçı (Âşık Derebahçeli) İlkadım-Samsun

TARİHTEN BİR YAPRAK

MEVLİD-İ ŞERİF: Süleyman Çelebi’nin meşhûr eseridir. Mevlid, lügatte “doğmak, doğum zamanı, doğum yeri” anlamlarına gelir. Mevlid’in asıl adı Vesîlet-ün-Necât’tır. Kurtuluş vesilesi anlamındadır. Muhammed aleyhisselâmın doğumunu kutlamak için yapılan tören anlamında da kullanılmaktadır. Süleyman Çelebi’nin 15. asırda yazılan Mevlid’inden başka 14. asırda yaşamış Erzurumlu Mustafa Darîr’in Tercümetü’d-Darîr’i vardır. Bunu İbn-i İshâk’ın Sîretü’n-Nebî’sinden çevirmiştir. Bir diğer mevlid de Fâtih Sultan Mehmed zamanında yaşamış Ahmed’in yazdığıdır. Mevlid, yalnızca Müslüman Türkler arasında değil, bütün İslâm dünyasında çok beğenilmiştir. Arnavutça, Rumca ve İngilizceye de tercüme edilmiştir. Asırlar boyunca bütün İslâm dünyasında mübarek gün ve gecelerde, sünnet, düğün gibi toplantılarda ve diğer vesilelerle sevilerek okunmuş ve dinlenmiştir. Müslümanların Muhammed aleyhisselâma olan aşk ve muhabbetlerine tercüman olmuştur. Mevlid’in yazılış sebebi de Süleyman Çelebi’nin Peygamber efendimize duyduğu engin muhabbettir. [Rehber Ansiklopedisi]

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...