Çözüm sürecinde de aynısı oldu, Terörsüz Türkiye’de de…
İlkinde de devletin amacı teröristlere silah bıraktırıp örgütü lağvettirmekti, ikincisinde de…
Terör örgütü, ilkinde de ‘önderimiz’ dediği Öcalan’ın çağrısını dinlemeyip silah bırakmaya yanaşmadı, ikincisinde de…
Örgütün siyasi kolu ilkinde de rol yapıp çözüm istiyormuş gibi yaptı, ikincisinde de…
Devletin uzattığı kadife eli istismar edip, ilkinde de teröre siyasi zemin kazandırmaya çalıştı, ikincisinde de…
***
Türkiye’nin attığı samimi adımlara uyulmayınca ne oluyor, gördük…
İlkinde Türk ordusu gereğini yaptı, ikincisinde yeni Suriye…
Sıra Irak’a geldiğinde, orada da göreceğimiz budur neticede.
Ya bu esnada CHP’nin yaptıklarına ne demeli?
Lafa gelince ‘milliyetçilik’ postuna bürünen ana muhalefetimiz, ilkinde de “silahı bırak” diye terör örgütüne yükleneceğine, aksine hükûmete saldırdı; ikincisinde de…
İlkinde de -hükûmeti, terör örgütü ile kol kola girmekle- itham edip caydırmaya çalıştı, ikincisinde de…
Sonra ne yaptı?
İlkinde de silah bırakmayan terör örgütüyle siyasi ittifaka girişti, ikincisinde de…
Devlet aklı terörü bitirmek için temas kurduğunda buna en şiddetli biçimde karşı çıkan muhalefet…
Terör örgütü silah bırakmayıp askerle polisle çatışmaya başlayınca, yeniden örgütün siyasi koluyla müttefik oluyor.
Peki ne için?
Güya oy kazanma gayesiyle…
Aldıkları oyla ne yapmayı vadediyorlar?
Şaka değil; yerel yönetim özerklik şartı ile Türkiye’yi bölmeyi, terör örgütünün silahla başaramadığını Anayasa düzenlemesiyle vermeyi, Suriye ve Irak’tan asker çekerek ‘teröristan’a alan açmayı.
Özgür Özel, Sayın Bahçeli’nin Terörsüz Türkiye çıkışını duyar duymaz “El yükseltiyorum, Kürtlere devlet vadediyorum” cümlesini kameralar karşısında kurmadı mı mesela?
Ya şimdi ne yapıyor?
Sürecin olumlu yürümesinden duyduğu rahatsızlığı, İmralı’ya giden TBMM heyetine katılmayarak gösteren CHP Genel Başkanı, sıkışan YPG teröristlerini kurtarmak için kendisini ziyarete giden DEM’le ağız birliği yapıyor…
Yıllardır bölgedeki Kürtlere bile yapmadığı zulmü bırakmayan terörün bitmesi için tavır alacağına, tam aksine terör örgütünü sıkıştıran yeni Şam rejimini teröristlikle suçluyor.
***
Kendi devletine, ülkesinin menfaatlerine bu kadar düşmanlık, sadece siyasi rantla, oy kazanmaya çalışmakla izah edilebilir mi?
Hele hele böyle bir partinin, “Biz ülkeyi düşmandan şöyle kurtardık” demesinin anlamı kalır mı?
Bugün diyelim ki muvaffak oldular ve DEM’le birlikte seçim kazandılar…
Teröre silah bıraktırma amacı olmayan, bölgemizde ‘teröristan’ kurulmasını önleme gayesi bulunmayan bir CHP, Türkiye’ye ne verecek?
Bunun bir de Kürtler boyutu var…
PKK/YPG’nin İsrail’e çalıştığı bu kadar ortaya saçılmışken, Gazze’de yüzünü gördüğümüz İsrail’e kendi coğrafyamızda alan açmak, Müslüman Kürtlere ne kazandıracak?
***
DEM’e ve CHP’ye göre, PKK terör örgütünün Suriye’de kurulmasına vesile olup, buna rağmen Kürt halkına vatandaşlık vermeyen katil Esad rejimi meşruymuş...
Ama Suriye devletinde ilk defa Kürtlere vatandaşlık hakkı tanıyan Şara yönetimi teröristmiş!
Üstelik o Kürtleri, PKK/YPG zulmünden burunları bile kanamadan kurtardığı hâlde.
Bu CHP, gerçekten Türkiye’yi kurtardığını iddia eden CHP mi; emin misiniz?
İlkinde mi bir yanlışlık var, yoksa ikincisinde mi?
‘Duygusal kopuş’muş…
Güya çözüm istiyorlardı…
“Bu iş artık bitsin” diyorlardı…
Terörün bitmesi için de samimi olduklarını söylüyorlardı.
Türkiye’yi bölmek gibi bir iddialarının olmadığını, sadece Kürtler olarak eşit haklar istediklerini, ötekileştirilmeye karşı çıktıklarını öne sürüyorlardı.
Biz de saf saf “AK Parti, CHP tek parti döneminin Kürtler üzerinde kurduğu bütün baskı unsurlarını kaldırdı zaten. Geriye ne kaldı ki, neyi istiyorsunuz? Size geçmişte zulmeden CHP, bunları kaldıran Recep Tayyip Erdoğan. Ama siz şimdi CHP ile birlik olup niye Erdoğan’ı devirmeye çalışıyorsunuz?” sorgulaması yapıyorduk.
Önce Çözüm Süreci, ardından Terörsüz Türkiye süreciyle İsrail’e karşı yapılan hamle ve sonrasında karşılaştığımız tablo, zihnimizi aydınlattı.
***
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde her kesimden katılımla kurulan komisyon, bu meseleyi enine boyuna masaya yatırıp, herkesi ve her kesimi dinleyip, “Kimin ne derdi varsa dinleyelim, ne eksiği varsa giderelim. Bu esnada terörden dolayı mağduriyetler varsa bunları çözmenin de yolunu bulalım” çalışması yapıyorken…
Üstelik bu süreçte, MHP gibi Türk milliyetçiliğinin öncüsü bir parti yapıcı rol üstlenirken…
Suriye’de, kendisine tanınan onca mühlete rağmen silah bırakmaya yanaşmayan, Suriye’yi bölmekten ve İsrail’e taşeronluk yapmaktan vazgeçmeyen terör örgütüne operasyon yapılması, bunların zoruna gitti.
Sivil Kürtleri canlı kalkan olarak kullanmaya kalkışan teröristlere operasyon yapılıyor, Suriye’nin birliği korunuyor, terör devletçiliğinin kurulması engelleniyor diye “Duygusal kopuş” yaşadıklarından bahsetmeye başladılar.
Demek ki dert başkaymış…
Önceki söylenenlerin tamamı yalan ve riyakârlıkmış.
Asıl mesele terör örgütünün elindeki silahla bir devlet kurmakmış ve o devletçiği İsrail adına kurmaya bile razılarmış…
Neyse ki bunlar gibi gizli niyet taşıyan Kürt vatandaşların sayısı çok değil de, teröristlerin yaptığı çağrılara rağmen, oyunu görüyor ve kirli tuzağa düşmüyorlar.
Duygusal kopuştan bahsedenlere son sözümüz şu olsun;
Türkiye Cumhuriyeti devleti gibi, ‘birlikte yönettiğimiz’ Osmanlı’dan koptuktan sonra Arapların başına gelenlere bakın, Afrikalılara bakın…
Hangisi, kendi ülkesini kendisi yönetebiliyor?
Bugün sizi ‘duygusal’ olarak koparanların yarın neyden koparacaklarının ibretlik örnekleriyle dolu coğrafyamıza bir kere daha bakın isterseniz.
Hele hele onların verdikleri silahlarla bağımsız bir Kürt devleti kurabileceğinizi, düşmanınızı-dostunuzu kendiniz seçebileceğinizi, özgürce kendi kendinizi yönetebileceğinizi mi zannediyorsunuz?

