İsrail’in, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’la kurduğu ittifak…
Kıbrıs Rum kesimine yaptığı askerî yığınak ve hatta işgal endişesine yol açan nüfus göçü…
Bir taraftan soykırımcı Netanyahu’nun, yaklaşan İsrail seçimleri öncesi Kıbrıs üzerinden bir tahrike girip girmeyeceği tartışmaları, öbür tarafta İsrail’in oyuncağına dönüşen Yunanistan’dan gelen şok saldırı senaryoları…
Bunlar, epeydir dikkatle takip ettiğimiz meseleler.
***
İşte böyle gerilimli bir atmosferde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de 6 Aralık’ta yapılacak genel seçimlere hazırlanıyor.
Normal takvim 2027 Ocak ayı idi, ancak yerel seçimlerle birleştirilerek bir ay öne alındı.
Siyasetin yavaş yavaş ısındığı adada, Yeniden Doğuş Partisinin 10. yıl kutlamalarına davetliydik.
Zaten çoğunlukla Türkiye’den göçen KKTC vatandaşlarının desteklediği YDP’nin Genel Başkanı Erhan Arıklı da aslen Ardahanlı.
Ailesi, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan bir yıl sonra adaya taşınmış.
Ortaöğretimden bu tarafa bütün hayatı KKTC’de geçen Arıklı, hepimizi kahreden feribot faciasında, koalisyon hükûmetinin Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı’ydı.
Görevden alınmasını Başbakan Ünal Üstel’in siyasi hesaplaşması olarak yorumlayan Arıklı, adada Türk milliyetçiliği ve muhafazakârlık üzerine siyaset yürüten bir parti genel başkanı.
YDP lideri Erhan Arıklı ile 10. yıl etkinlikleri sonrası, KKTC’nin geleceğini, İsrail ve Yunanistan merkezli tehditleri, Doğu Akdeniz’i ve elbette onlarca yıldır bir türlü çözülmeyen iki devletli çözüm meselesini konuştuk.
En çok merak ettiğimi en başta sordum…
“İsrail’i buraya getiren ana sebeplerin halk ne kadar farkında?” dedim.
Özetle şunları anlattı;
- Burada yüz milyarlarca dolarlık hidrokarbon yatağının üstünde duruyoruz. Bunları çıkarmak şu anda belki ekonomik olmayabilir ama bir müddet sonra çıkarılacak ve bir şekilde pazara ulaşacak. En büyük pazar da Avrupa.
- Bu hidrokarbon yatakları en ucuz, en güvenli şekilde Kıbrıs ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya gider. Şu anda boru hattı döşeniyor. Tabii o boru hattının bir geliş, bir de gidiş ayağı var. Gidişini de hazırlıyoruz. Bu özellikle İsrail’i ciddi şekilde rahatsız ediyor. Türkiye’yi bu konuda köşeye sıkıştırabilmek için Güney Kıbrıs’ı âdeta bir üs hâline getirdiler.
- İsrail ve Güney Kıbrıs bundan kaçınmayı bir müddet daha sürdürecek ama sonra onlar da pes edecek. Gaz bu boru hatlarından, Türkiye üzerinden gidecek ve bizim stratejik önemimiz daha da artacak. Güney Kıbrıs’ın ve İsrail’in bu konuda ayak diremesi mümkün olmayacak, çünkü orada uluslararası dev şirketler devrede. O şirketler bu tip siyasi baskıları kaldırmaz, kendi ülkelerindeki yönetimlere baskı yaparlar.
***
“Tehditler, adada saldırı endişesi oluşturuyor mu?” soruma ise şöyle cevap verdi Arıklı;
- Tehdit Kıbrıs’a yönelik değil. Çünkü Kıbrıs’taki Türk silahlı gücü, üç saat içinde Güney Kıbrıs’ın tamamını kontrol altına alabilecek kapasitede. Bu bizim için ciddi bir tehdit oluşturmuyor. Buradaki kolordumuz, üç saat içinde Güney Kıbrıs’ı tamamen kontrol altına alabilecek hareket planlarına sahip. Kendileri de bunu söylüyor. Dolayısıyla Türkiye burada gücünü hissettiriyor.
- Ben bakanlığımda Ercan Havalimanı’ndan daha büyük olan Geçitkale’yi Türk Silahlı Kuvvetlerine devrettim. Orası şu anda İHA/SİHA üssü. Ayrıca denizaltılarımız hâlâ burada. Herhangi bir tehdide karşı anında müdahale edebilecek pozisyondayız. Yani Kuzey Kıbrıs’ın güvenliği açısından bir sıkıntı yok.
***
Yeri gelmişken Rum tarafındaki durumu da sordum. Ada’nın diğer tarafında olanları özetledi;
- Güney Kıbrıs’ta üs elde ederek, bölgede kazanım sağlamayı düşünen Fransa, Amerika, hatta Çin, İtalya, Mısır gibi ülkeler var. Güney Kıbrıs’la âdeta Hameln’in kavalcısının farelerle oynadığı gibi oynuyorlar. Orayı askerî üs hâline getirdiler. En büyük üssü de İsrail kurdu. Bugün Güney Kıbrıs’ta İsrailli vatandaşların satın aldığı toprak oranı yüzde 15'lere ulaştı. Ciddi bir nüfus oluşturdular. Artık köyleri olan var.
- Hiç unutmuyorum, 90'lı yılların başı ya da ortasıydı; O zamanki Rum lider İsrail’e gitti ve oradaki yetkililere, “Türkiye’ye karşı verdiğimiz mücadelede bize yardım edin, Avrupa Birliği’ne girmemizi sağlayın” dedi. İsrail Başbakanı’nın ona verdiği cevap şuydu: “Sizin Avrupa Birliği’ne girmenizi biz sizden daha fazla istiyoruz. Böylece Avrupa Birliği’ne komşu olacağız.” Şu anda İsrail Avrupa Birliği’ne komşu. Güney Kıbrıs’a yapılan her türlü yatırım ya da askerî konuşlanma, Avrupa Birliği topraklarına yapılmış oluyor. Oraya bir saldırı olursa, güya, Avrupa Birliği’ne yapılmış olacak. Dolayısıyla İsrail “Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den dışlayabilir miyiz?” diye ciddi bir mücadele veriyor.
***
Peki, Türkiye’nin sağladığı güvenlik, halkta bir rehavete sebep oluyor mu? Bunca olan bitene rağmen “Rumlarla birleşelim” diyen siyasetçilere halk nasıl yaklaşıyor?
Bunun da cevabını verdi Arıklı;
- Türk Silahlı Kuvvetlerinin son dönemde gösterdiği o muazzam güç, bizde ciddi bir öz güven oluşturdu. Bahsettiğimiz İsrail tehdidini de insanlar “Kıbrıslı Türk’ün kaygısı” olarak almıyor, çünkü arkasında Türkiye var. Bir taraftan da bazı politikacılar “Türkiye’nin askeri Kıbrıs’tan çıksın” diyecek kadar ileri gidiyor. Bu biraz tezat oluşturuyor. Ama bunların sayısı çok azdır.
- İçimizde “Linobambaki” (Kıbrıs'ta yaşamış Katolik inancına sahip halk) dediğimiz bir grup var. İngiltere Kıbrıs’ı ele geçirdiğinde sayıları yaklaşık 1.500 kişiydi. Bunlar işine geldiğinde Müslüman, işine gelmediğinde Hristiyan. Bunların sayısı herhâlde şimdi 10-15 bin olmuştur. Buna rağmen, şu anda Türkiye’yi istemeyen, Türkiye’ye karşı çıkan, 2-3 bin kişilik bir azınlık var. Türkiye’den bakınca sayılarının daha fazla olabileceği endişesi doğabilir ama öyle bir şey yok şükür.
***
İki devletli çözüm ve Kuzey Kıbrıs’ın geleceğine dair de önemli noktalara değindi Erhan Arıklı.
Türklerin onay, Rumların “ret” verdiği Annan Planı’nda, dönemin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, tanınma istemek yerine tekrar masaya oturmasının hata olduğunu ve büyük bir fırsatın kaçtığını söyledi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin “Kuzey Kıbrıs’a uygulanan ambargolar geçerliliğini yitirmiştir, meşruiyetini yitirmiştir” dediği raporun, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na ya da Güvenlik Konseyi’ne sunulmasını sağlayamadıklarını anlattı.
Bugün gelinen noktada Rumların devletlerini ve elde ettikleri kazanımları Türk tarafıyla paylaşmayacağını, dolayısıyla anlaşma amacı güdenlerin ham hayal peşinde olduklarını, dönüp dolaşıp merhum Rauf Denktaş’ın söylediği çizgiye geldiklerini aktardı.
Gazze örneğinde görüldüğü üzere, artık ortada BM gibi kurumların da kalmadığına dikkat çekti.
Ve en kritik soru…
Dünya KKTC’yi tanımazsa ne olur?
Arıklı’ya göre, sabretmemiz durumunda eninde sonunda Türklerin istediği olacak…
Ancak olmasa da dünyanın sonu değil.
Anlattığı şu;
- Devlet olmanın şartları bellidir; tanınma şart değildir, o sonra gelir. Çin’i elli yıl kimse tanımadı, Çin ortadan kalkmadı. Bugün Amerika’ya kafa tutuyor, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin üyesi.
- Biz tanınmıyoruz, Birleşmiş Milletler üyesi değiliz. Öyleyse bu, devlet olma iddiasını ortadan kaldırır mı? Dünyada birçok devlet modeli var. Tayvan modeli bunlardan biri. Tayvan tanınmıyor ama dünyanın bütün devletleriyle ticari ilişki kurabiliyor. Her devlette ticaret odaları, temsilcilikleri var, çünkü Dünya Ticaret Örgütüne üye. Bütün ilişkilerini o odalar üzerinden kuruyor. KKTC Ticaret Odası da 1900'den önce kurulduğu için dünyadaki birçok ticaret örgütüne üye; ilişkilerini rahat kurabiliyor.
- Tayvan modelinin yanında Kosova modeli var, Monako modeli var, Nahçıvan modeli var. Çeşit çeşit modeller var. KKTC tanınmıyor diye kepenkleri indirecek hâlimiz yok.
- En kötü ihtimalle KKTC bir gün ortadan kalkacaksa bunun alternatifi federasyon değildir; alternatifi Türkiye’ye bağlı özel bir cumhuriyettir. Monako modeli gibi: Savunma ve dış politikada Fransa’ya bağlı, ama içeride tamamen bağımsız. Bizim de zaten şu anki durumumuz bu. Savunma ve dış politikada Türkiye tarafından temsil ediliyoruz, savunma Türkiye’ye bağlı. Önemli olan egemenliğimize sahip çıkmak, kendi kendimizi yönetecek erke sahip olduğumuzun idrakinde olmak. 50 yıldır, iyi kötü işleyen bir demokrasimiz var. Kendi kendimizi yönetebiliyoruz, seçebiliyoruz. Dünyanın birçok ülkesinden çok daha ileri demokratik haklara sahibiz. Bunu korumak durumundayız.
***
Lefkoşa’dan, Arıklı’dan aldığım işte bu notlarla döndüm.
Aralıkta yapılacak seçimler nasıl sonuçlanır elbette bilemem ama ülkemizin de, KKTC’nin de ufkunun açık olduğu ortada.
Son cümlem yine Erhan Arıklı’dan olsun;
Sadece Türkiye değil, Türk Yüzyılı başladı.
Biraz sabır. Hayırlı olsun.

