'Festival sineması' tartışılıyor: Sanat filmi kimin için?
Türkiye’de her sene onlarca sinema projesine kamu desteği sunuluyor. Ancak bazı filmler sadece festivallerde gösterilip üstelik seyirciyle bağ kuramıyor. Bazı filmler ise ortadan kayboluyor. Sanat sinemasını eleştiren Murat Tolga Şen “Seyirciyi cahil kalabalık olarak gören bakış değişmeli” diyor.
Türkiye’de son yıllarda festivallerde gösterilen filmlerden bir ikisi hariç tamamı yerden yere vuruluyor. Bu sene de aynısı oldu. Altın Koza ve Altın Portakal’daki filmlerin kahir ekseriyeti eleştirmenleri ve seyirciyi memnun etmedi.
Türkiye’deki sinemacılar, her yıl yurt dışı sinema fonlarının yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek alıyor. Bakanlığın geçen sene 150 projeye toplam desteği 300 milyon TL’yi aşıyor. Bunun yanı sıra farklı kamu kurumları da sinema projelerine destek sağlıyor.
Ancak “arthouse” olarak da adlandırılan kamu destekli sanat sinemasının birçok yerli yapımı, festivallerde tartışıldığı gibi gişede de beklenen rağbeti görmüyor.
Geçen sene Altın Portakal’ı kucaklayan “Tavşan İmparatorluğu” bile sinemada 4 bin kişi tarafından seyredildi. Son yıllarda en yüksek gişeye ulaşan sanat filmi 342 bin seyirciyle “Kuru Otlar Üstüne” (2023) oldu.
Dahası bazı yapımlar birkaç organizasyonda gösterilip âdeta ortadan kayboluyor. Bu filmlere dijital platformlar üzerinden ulaşmak da mümkün oluyor.
SEYİRCİYLE NİÇİN BAĞ KURULAMIYOR?
Bu noktada “Sinema yapımları maddi desteklere rağmen niçin seyirciyle bağ kuramıyor?”, “Sanat sinemasında çölleşme mi yaşanıyor?” soruları akıllara geliyor.
Türkiye gazetesinin sorularını cevaplayan sinema eleştirmeni Murat Tolga Şen “Çölleşme doğru bir kelime ama kuruyan şey yetenek değil, ekosistem” diyor.
Kamu destekli filmlerin festival serüveninin sinemaya negatif etki ettiğini savunan Şen, “Bu yılki Altın Portakal da tablonun değişmediğini gösterdi. Beni asıl yoran şey kötü film izlemek değildi. İnsanı asıl yoran, izlediği şeyin kendisinde hiçbir merak uyandırmaması” diye konuşuyor.
NURİ BİLGE TAKLİTLERİ
Sıkıntının kaynağını anlatan Şen, “Nuri Bilge Ceylan’ımız var ama onu taklit eden kötü sinemacılarımız da çok. Asıl mesele hikâye anlatamamak. Hikâye anlatmayı beceremeyen gençler minimalist sinemanın kalıplarıyla hikâyesiz filmler çekiyorlar. Dünyada da kimsenin manifestosunu yazmadığı bir ‘festival filmi’ türü oluştu. Unsurları belli: Uzun planlar, doğal ışık, kontrollü oyunculuk, uzun sessizlikler, parçalanmış aileler, taşra sıkışmışlığı, kimlik ve kesin cevap vermeyen bir final. Bunların hiçbiri tek başına sorun değil. Sorun, zamanla prestij göstergesine dönüşmeleri” şeklinde konuşuyor.
Enver Paşa, Talat ve Cemal Paşa'yla neden kaçtı? Refik Halid'in tarihe geçen satırları: Efendiler nereye!
Yönetmenlerin seyirciye odaklanmadıklarını kaydeden Şen, genç sinemacıların toplumu ilgilendiren bir meselenin peşine düşmeyip, festival jürilerini tavlamaya çalıştıklarını, fon bağımlısı olmaya başladıklarını ve festivallerde bir network’ün öne çıktığını savunuyor.
“Peki sanat filmleri nasıl düze çıkar?” Murat Tolga Şen, bu soruya şu cevabı veriyor:
"Birinci adım seyirciyle bağı yeniden kurmak. Sinemanın sanat hâli bile seyirci tarafından takdir edilmeli. Seyirciyi bir engel ya da cahil kalabalık olarak gören bakış değişmeli. Yoksa her yıl daha da olmamış filmlerle karşılaşacağız"
Şen, kamu fonları yerine seyircinin parasıyla film çekmenin yollarını aranması gerektiğini, festival yapılarının tekrar düşünülmesini, hikâye ve senaryoların daha dikkatli yazılması lazım geldiğini kaydediyor.
TİKTOK’TAN ETKİLENİYORLAR
Usta yönetmen Semih Kaplanoğlu ise “Sorun sadece sanat sinemasında değil. Bu konuda beklenti içerisinde olanların şunu unutmaması lazım: Eskiden de bir festivalde en çok üç dört film akılda kalırdı” diyor.
ABD'den iade edilen 100 eser ana vatanda! Tarihî hazineler İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde tanıtıldı
Ancak sinemadaki mevcut durumunun çok parlak olmadığını kaydeden Kaplanoğlu sözlerine şöyle devam ediyor:
"Genel anlamda bir sıkıntı olduğu belli. Ekonomik durumlar sinemacının elini kolunu bağlıyor ama aklını kalbini bağlamaması lazım. Bunu sanat sineması veya ticari sinema olarak da ayırmayalım.
Herkes senaryo hikâye diye konuşmaya başlıyor ama daha temel meseleler var. Asıl sorun sinemacılarda. Bazı yönetmenlerin ya çok iyi hazırlık yapmadığını ya da anlatmak istediği konuya çok hâkim olmadığını söyleyebiliriz. Öte yandan kamerayla bir şey anlatmanın çok sıradanlaştığı ve kolaylaştığı düşünülüyor. İşte bu düşünce her şeye sığ bir bakış açısı da getirmiş olabilir. Bugün yönetmenler daha ziyade TikTok gibi dijital mecralardan besleniyor. Bugün ortaya çıkan şey, biraz da bu dijital mecralardan feyz almaya çalışmanın bir sonucu"


