Kaydet
|

Türkiye’de özellikle kategorik muhalif çevreler tarafından sık sık “demokrasi çok geriledi’ denmekte. Hatta demokrasinin neredeyse tamamen ortadan kalktığı öne sürülmekte. Şüphesiz, Türkiye mükemmel bir demokrasi sayılmaz. Zaten dünyada da kusursuz demokrasi bulmak zor. Mükemmel demokrasi belki ulaşılması gereken bir ideal olarak muhafaza edilmelidir. Ancak, gerçek hayatta bir demokrasiyi değerlendirirken yalnız bu ideale değil, ülkenin kendi tarihine, geçmişteki uygulamalara ve zaman içinde hangi alanlarda ilerleme veya gerileme yaşandığına da bakmak gerekir.

Bu açıdan Türkiye’nin özellikle AK Parti döneminde bazı önemli demokratik ilerlemeler yaşadığı söylenebilir; özellikle kitlevî hak ihlallerinde. Bunların başında Kürt meselesi gelir. Türkiye uzun yıllar Kürt kimliğini kamusal ve siyasal alanda çok dar bir çerçevede ele aldı. Kürtçenin kullanımı sınırlıydı, Kürt kimliğiyle siyaset yapmak güçtü ve zaman zaman doğrudan yasaklarla karşılaşılıyordu. Kürt partileri kapatılıyordu. AK Parti döneminde bu alanda önemli değişiklikler yapıldı. Bugün Kürt siyaseti Meclis’te iki partiyle temsil edilmektedir. Kürtçe yayın imkânları da genişledi, Kürtçenin kamusal kullanım alanı arttı, devlet Kürtçe yayın yapan bir televizyon kanalı açtı ve Kürt kimliğinin açık biçimde ifade edilmesi geçmişe kıyasla çok daha olağan hâle geldi. Bütün bunları görmezden gelerek Türkiye’de demokrasinin gerilediğini söylemek yanlış bir değerlendirme olur.

İkinci önemli alan dindar ve muhafazakâr kesimlerin, özellikle de başörtülü kadınların durumudur. Türkiye’de yıllarca başörtülü kadınlar yükseköğrenimde ve kamu hizmetinde ciddi negatif ayrımcılığa maruz kaldılar. Bir kadının yalnızca başörtüsü nedeniyle üniversiteye girememesi veya kamu görevlisi olamaması, insan haklarıyla ve eşit vatandaşlık anlayışıyla bağdaşmıyordu. AK Parti döneminde bu yasakların önemli bölümü kaldırıldı. Başörtülü kadınların üniversitede okumaları, kamu görevlisi olmaları ve milletvekili olarak Meclis’e girmeleri normalleşti. Milyonlarca insanı etkileyen böylesine büyük bir ayrımcılığın sona ermesi demokratikleşme bakımından çok önemli bir ileri adım teşkil etti.

Üçüncü ve belki de en önemli gelişme askerî ve bürokratik vesayetin geriletilmesi oldu. Türkiye’nin yakın siyasi tarihi darbeler, muhtıralar ve seçilmiş siyaset üzerinde belirleyici olmaya çalışan askerî-bürokratik çabalarla doludur. 1960 ve 1980 darbeleri, 1971 muhtırası ve 28 Şubat süreci bunun açık örnekleridir. AK Parti döneminde askerî vesayet ciddi ölçüde geriletildi. Bugün ordunun seçilmiş hükûmete açıkça yön verdiği, muhtıra yayımladığı veya siyasal hayatın üzerinde belirleyici bir güç olarak durduğu eski sistem büyük ölçüde geride kalmıştır.

Demokrasinin gerilediği iddiasını savunanlar çoğu zaman Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun süredir iktidarda olmasına dikkat çekiyor. Hatta bunu Türkiye’nin demokrasiden uzaklaştığının delili olarak gösteriyor. Erdoğan’ın iktidarda kalma süresinin demokratik ülkeler bakımından alışılmadık derecede uzun olduğu doğrudur. Fakat uzun süre iktidarda kalmak kendi başına demokrasi eksikliğine işaret etmez. Asıl mesele, iktidarın seçimle gelip gelmediği ve seçimle gidebilme imkânının bulunup bulunmadığıdır. Erdoğan ve AK Parti çok sayıda genel seçim, yerel seçim, cumhurbaşkanlığı seçimi ve referandumdan geçti. Seçimlerde önemli başarılar elde etti.

Bu yüzden Türkiye’de demokrasinin AK Parti iktidarları zamanında çok gerilediği hatta yok olma noktasına geldiği iddiası temelsiz bir uydurmadır. Böyle bir iddia, AK Parti öncesi Türkiye’nin daha demokratik olduğunu varsaymaya da yol açar. Oysa Kürtlerin hakları, başörtülü kadınların eşit vatandaşlığı ve askerî vesayetin geriletilmesi bakımından bugünün Türkiye’si geçmişe göre belirgin biçimde çok daha demokratiktir.

Atilla Yayla'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.