Yazıya; ekoloji ile ekonomi arasındaki temel farkın, gelişme ivmelerinin yönü arasındaki zıtlıkta düğümlendiğini öne sürerek başlayayım. Birazdan açacağım bu tezi berraklaştırmak için ‘Kelebek Etkisi’ adlı ekolojik teoriden de yararlanacağım.
Ekoloji; dünyanın dört krallığında; yani inorganik maddeler, bitkiler, hayvanlar ve insanlar âleminde canlı ve hatta cansızlar arasındaki ilişkiyi, dolayısıyla uyum ve çatışmaları inceleyen bir biyoloji dalıdır. Orada, yani doğada mikro ölçekte bakıldığında türler arasında çatışma olsa da makro ölçekte bir uyum ve düzenin var olduğu şüphe götürmez. Öyleyse ekoloji biliminde bir kelebeğin kanat çırpması bile çevreyi niceliksel birikimle etkileyebileceği için hesaba katılmalıdır. Çünkü Allah’ın tabiatta yarattığı düzen; tekilden bütüne ve bütünden tekile ulaşan iki yönlü bir doğaya sahiptir. Bu yüzden mantık ilkelerinden ikisi de; yani hem tümevarım, hem de tümdengelim doğada işler...
Gelgelelim işler ekonomide böyle yürümez. Orada ivme, ilahi nizamdaki gibi aşağıdan yukarı ve yukarıdan aşağı iki yönlü ivmeyle birleşmez. Boğaziçi’ndeki iki yönlü akıntı ekonomide çok sınırlı olarak vardır. Çünkü orada hareket çoğunlukla, neredeyse hep yukarıdan aşağıya doğrudur.
Bir defa ekonomide belirleyici olan kapitaldir, yani sermaye… Sermaye, küresel ve ulusal ölçekte ekonominin belirleyici gücüdür. Elbette eko-politik karar süreçlerinin mimarı olduğu için devletler de ekonominin seyrinde söz sahibidir. Ancak bu seyir de yukarıdan aşağıya doğrudur.
Demek ki sermayenin ve devletlerin kasası, milletin kesesine hem doğrudan hem dolaylı etkide bulunacak güce sahiptir. Elbette ekonomide üretimin, dolayısıyla emeğin sermayeyi aşağıdan yukarı beslemesi de söz konusudur. Ancak belki de bu yüzyılın ikinci yarısına kalmadan Yapay Zekâ robotlarının üretimi neredeyse tamamen kontrol altına almasıyla aşağıdan yukarıya akış da duracaktır. Bundan ekonomik ve dahası politik çıkar sağlayacak olan da üretici, yani küresel sermayedir, devletler değil…
DÜNYANIN YENİ PARA DÜZENİ
Devletler bu robotların sahibi olsa bile nihayetinde ‘yazılım tapusu’ sermayenin kontrolünde olacaktır. Bu, daha şimdiden geçerlidir. Bir emsalle somutlaştırayım: Teknolojinin neredeyse tüm imkânlarından yararlanan bir ev düşünelim. Mutfakta dijital, internet uyumlu çay, kahve ve tost makineleri, hatta yemek pişirme sistemleri bu tür evlerde yaygınlaşmaya başladı. Makinelerin kimisi konuşuyor bile.
Bir zamanlar ‘mutfak robotları’ yaygındı, bilirsiniz. Bunların atası 1961’de bir Fransız tarafından geliştirildi; 1990’larda epey yaygınlaşmıştı. Diyeceğim Yapay Zekâ, dolayısıyla yeni nesil robotlar da evlere mutfaklardan giriyor. Ve nihayetinde bu makinelerin kimi üretimi olduğu, belirleyici bir baş etken.
Mevcut bütün ekonomik ve politik işaretler gösteriyor ki, dünyada yeni bir parasal düzenin kurulmasının arifesindeyiz. Bilinmeyen şey, bu yeni düzenin tam olarak nasıl olacağı. Pandemi ve sonrasında gelen finansal krizle birlikte ekonomide ‘Kelebek Etkisi’ giderek somutlaştı.
Vaktiyle filmi de yapılan Kelebek Etkisi (Butterfly Effect), Edward N. Lorenz adlı bir matematikçi ve meteorolog amcamız tarafından 1969’da geliştirilmiş bir ekolojik teori. Ezcümlesi şu: “Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına sebep olabilir.”
İş bu iklim teorisinin, pandemiden sonra ekonomik, siyasi ve diplomatik düzenin değişmeye başlamasıyla bir ‘teori’den ibaret olmadığını anladık. Mecazi ifade edersek Koronavirüs pandemisinde bir yarasa kanat çırptı, dünyanın dengesi değişmeye başladı. Altı yıldır bunu tecrübe ediyoruz.
‘AMERİKAN YEŞİLİ’NİN MÜSTAKBEL SONU
İmdi… Dünya ekonomisindeki yukarıdan aşağı yönlü akışın doğasını daha somut göstermek için geçen yüzyılın ilk yarısının sonuna gideceğiz. Bu dönem, ekonomide yukarıda alınan kararların aşağıdaki düzeni değiştirdiği bir dönemdi.
Amerikan Yeşili’nin -bu yazının ekolojik ve ekonomik diliyle söylersek- ‘yeşil kelebek’in, yani doların 1944’ten itibaren kanatlanıp uçması yukarıdan aşağı şekillendirmenin âlâsı idi.
Bretton Woods Anlaşması’yla başlayan süreçti bu. ABD’nin bir kasabasında (Ki zaten ABD demek, kasaba demektir) topladılar Birleşmiş Milletler’i. Bretton Woods adlı bu kasabada bir Uluslararası Para Anlaşması yaptılar ve dediler ki: Her ülkenin parasının değeri dolar esas alınarak belirlenecek. Böylesi bir ekonomik zorbalıkla dolar, ‘yeşil kelebek’e dönüştü ve kanatlanıp uçtu!
Bu, bir ekonomik kısır döngü ve kırmak lazım. Peki ama, nasıl?
Yazıyı tamamlarken bu sorunun cevabını arayacağız. ABD, 80 yıldır dolara endeksli para piyasası sistemini işletiyor. ABD’nin siyasi ve askerî gücünün azalmasıyla bağlantılı olarak doların da küresel geçer akçe olmaktan zamanla uzaklaşacağını varsayabiliriz. Bu da iki türlü olabilir; Ya Çin’den başlayarak üretim gücü yüksek ekonomilerin bir araya gelip ABD’yi zorlamasıyla ya da doğal tekâmül süreci içinde… Birincisi, insanlığın daha yararınadır.
ABD hegemonyasının üç unsuru ‘asker yeşili, çevre yeşili ve dolar yeşili’dir. Ancak ABD’nin ‘asker yeşili’ ile toprak işgal etmesinin devri de geçmiştir, kendi çevreyi yağmalarken ekolojik öğütler vermesinin devri de… Üçüncü yeşilin hegemonyası da çok uzak olmayan bir gelecekte bitecektir.


